YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3474
KARAR NO : 2014/19875
KARAR TARİHİ : 27.11.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır.Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir.Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; Kendisine ulaşılamayan Ufkun Sönmez adına kayıtlı … no’lu cep telefonuyla, işadamı-katılan …’nin işyerini arayıp kendisini … Vali Yardımcısı … olarak tanıtan ve şikayetçi ile görüşmek istediğini belirten ve fakat orada olmaması nedeniyle katılanla o an için görüşemeyen, bu nedenle onun cep telefonu numarasını alan sanığın, iki kez katılanı aramasına rağmen irtibat kuramaması sonrasında işyeri personeli tarafından bilgilendirilen şikayetçinin onu aradığında kendini aynı şekilde tanıttıktan sonra “…lösemili bir çocuğun …’de Türk doktor … tarafından ameliyatının yapılacağını …donör bulunduğunu… Valilik öncülüğünde yürütülen kampanyada 380.000 TL’nin toplandığını…ihtiyaç duyulan paradan 10.000 TL’sinin karşılanmasının yerinde olacağını…” ısrarla söyleyip ikna etmesi üzerine, katılanın 5.000 TL gönderebileceğini bildirmesiyle ona “…elden göndermeyin…para işi şaibelidir…size isim-hesap numarası vereyim, oraya havale edin…çocuk saat 14.00’te uçacak…” demesini müteakip; … Ulus(Ankara) şubesi nezdinde adına açılmış …390 no’lu banka hesabına gönderilen 5.000 TL’yi saat: 16.19 itibariyle bizzat çekerek haksız yarar sağlaması eyleminin TCK’nın 158/1-a maddesinde tanımlanan “nitelikli dolandırıcılık” suçunu değil aynı Kanunun 157.maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğunu takdir eden mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 27/11/2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.