YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3761
KARAR NO : 2014/20349
KARAR TARİHİ : 03.12.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, daha önce birkaç kez kontör satın alması nedeniyle tanıdığı katılanın yanına gelerek kredi kartı borcu nedeniyle acilen para yatırması gerektiğini, kendi kredi kartı hesabına para yatırıp daha sonra yatırdığı parayı tekrar çekebileceğini söylemesi üzerine katılanın teklifi kabul ettiği, sanığın kredi kartını ve şifresini katılana vererek bir işi olduğunu söyleyip yanından ayrıldığı, katılanın da ATM cihazından sanığın kartına 3.800 TL ve 1.200 TL olmak üzere toplam 5.000 TL yatırdığı, katılanın hemen sonra tekrar ATM cihazından parayı çekmeye çalıştığı ancak paranın çekilmiş olduğunu gördüğü, tekrar denemek istediğinde ise kartın alıkonulduğu, telefon ile sanığı aradığında ise ulaşamadığının iddia edildiği olayda, sanığın katılanı tanımadığını iddia etmesine rağmen katılanın sanığı kesin olarak teşhis etmiş olması, sanığın kredi kartının ve şifresinin içerisinde bulunduğu cüzdanını çaldırdığına, ancak bu olayla ilgili adli makamlara herhangi bir müracaatının olmadığına ve kartın başkaları tarafından kullanıldığını kartın gerçek sahibi olan tanık …’in kendisini araması sonucu öğrendiğine dair savunmasına karşın tanık Hatice’nin sanığın kendi kredi kartıyla önceki tarihlerde dolandırıcılık suçu işlediğini öğrenmesi nedeniyle son bir yıldır sanıkla görüşmediğini beyan etmesi ve katılanın çaldığı iddia olunan kart ile başkasının hesabına 5.000 TL para yatırmış olmasının ve komisyon olarak kendi pos cihazından daha fazla para çekme imkanı varken yalnızca 42 TL para çekmesinin sanık tarafından izah edilememesi ve bu iddiaların hayatın olağan akışına aykırı olması birlikte değerlendirilerek sanık, tanık ve katılan beyanları, teşhis tutanağı, ödeme fişleri ile ile tüm dosya kapsamına göre, sanığın eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş ve bu nedenlerle tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Sanık hakkında TCK’nın 157/1 maddesi uyarınca hapis cezası yanında adli para cezasına hükmedilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususların aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 03/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.