YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3790
KARAR NO : 2014/20445
KARAR TARİHİ : 04.12.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet, beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Kayden ……’e ait …plakalı kamyonun sürücülüğünü yapan ve …. Ltd. ticari ünvanlı şirket aracılığı ile…. A.Ş. ünvanlı şirketten 15/05/2009 tarih ve 401351 seri no’lu irsaliyeli fatura ile 916 koli, 3.264 adet 5 litrelik (99.265 TL’lik) zeytinyağını .. A.Ş’ye intikal ettirmek üzere teslim alan sanık …’ın nakliye yolu üzerinde olmayan …’ya gelip, burada suça iştiraklerinin varlığı ileri sürülen diğer sanıkların da katılımlarıyla üçüncü kişilere pazarlamak isterlerken yakalanmaları eylemlerinin “nitelikli güveni kötüye kullanma” suçunu oluşturduğu iddia edilen somut olayda;
I)“Nitelikli güveni kötüye kullanma” suçundan sanıklar …, …, , … haklarında verilen “beraat” hükümlerine yönelen şikayetçi …adına vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;
Yüklenen suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen …. Ltd. ünvanlı şirketi münferiden temsile yetkili …’ın kamu davasına katılma hakkı bulunmadığından şikayetçi adına vekilinin 02/09/2010 havale tarihli dilekçesiyle vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,
II) “Nitelikli güveni kötüye kullanma” suçundan sanık … hakkında verilen “mahkumiyet” hükmüne yönelen sanığın temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 04/12/2014 tarihinde, red yönünden oy çokluğuyla, mahkumiyet hükmünün onanması yönünden oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
(15. Ceza Dairesinin 2013/3790 esas sayılı dosyasına ilişkindir.)
Sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf; … Nakliyat’ın davaya katılma ve bunun sonucu olarak kararı temyiz hakkının bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Kamu davasına kimlerin katılacağı konusu, 5271 sayılı Kanundan önce 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununun 365/1. maddesinde; “suçtan zarar gören her şahıs tahkikatın her halinde müdahale yolu ile hukuku amme davasına iltihak edebilir.” şeklinde düzenlenmişti. Yasal düzenleme içerisinde “doğrudan zarar” kavramı yer almadığı halde Yargıtay içtihatlarında “doğrudan zarar” kavramına yer verilmek suretiyle suçtan dolaylı zarar görenlerin kamu davasına katılmaları sınırlandırılmıştı. Ancak; doğrudan zarar veya dolaylı zarar konuları sübjektif değerlendirmeler içerdiğinden uygulamada adil olmayan sonuçlarla karşılaşılmaktaydı.
Yasa koyucu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 237/1. Maddesinde farklı bir düzenlemeye giderek, “suçtan zarar” görenler yanında, “mağdur” ve “malen sorumlu olanlar” kavramlarına da yer vermiştir. Ayrıca yeni yasa, mağdur kavramına ilk sırada yer verdiği gibi mülga yasadan farklı olarak, gerçek kişiler yanında suçtan zarar gören tüzel kişilerin de katılma hakkını kabul etmiştir.
Yeni düzenleme ile kamu davasına katılma hakkının sınırlarının genişletilmiş olması karşısında artık “doğrudan zarar” kavramından söz etmenin mümkün olmadığı kanaatindeyim.
Artık önemli olan davaya katılma talebinde bulunanların yasada yer alan kavramlardan herhangi birine uyup uymadığıdır.
Mağdur ile suçtan zarar gören kavramlarının her zaman tekbir kişiye işaret etmeyeceği, bu sıfatlar bazen bir kişide toplanırken; bazen de farklı kişileri işaret ettiği, malen sorumlu olanların ise üçüncü bir kişi olabileceği hususları unutulmamalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olayı ele alırsak;
… A.Ş. kendisine ait zeytinyağlarını taşıtmak için … Nakliyat ile anlaşmıştır. … Nakliyat da sanık ile anlaşıp, ona taşıma ücreti olarak 750 TL vererek … A.Ş.’ye göndermiştir. Zilyetliği kendisine ait kamyon ile…A.Ş.’ye giden sanığı, … Nakliyatın elemanı olarak değerlendiren … A.Ş. sanığa Ücret vermemiş, onunla bir anlaşma yapmamış; sadece irsaliye fişini imzalatmıştır. … A.Ş. taşıma ücretini … Nakliyata ödeyecektir. Sanık yüklediği malları kendi adına satmıştır. Malların sigortalı olması nedeniyle … A.Ş. konuyu takip etmemiş ise de; sigorta şirketi … Nakliyata rücu ederek zararın tazminini istemiştir. Bu durumda … A.Ş.’nin muhatabı … Nakliyat; … Nakliyatın muhatabı da sanıktır.
O halde;
1- Mal sahibi kabul edilen … A.Ş. bu olayın mağdurudur. Çünkü doktrindeki baskın görüşe göre dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarında mal kime ait ise mağdur odur.
2- … Nakliyat hem mağdur hem suçtan zarar görendir. Mağdurdur; çünkü kendisine ait 750 TL sanık tarafından götürülmüştür. Zarar görendir; çünkü … A.Ş. den hak ettiği komisyonu alamadığı gibi, sanığın sattığı malları ödemekle de yükümlüdür.
3- Sigorta şirketi ise malen yükümlü olandır.
Mağdurun belirlenmesi konusu, şikayet hakkı, yasal artırım ve indirimler, şahsi cezasızlık nedenleri, zincirleme suç ve içtima hükümlerinin uygulanması vb. bakımından önemli ise de; kamu davasına katılma konusunda suçtan zarar gören veya malen yükümlü olanlardan bir farkı bulunmamaktadır.
Sonuç olarak; … Nakliyat yetkilisinin mağdur ve suçtan zarar gören sıfatıyla davaya katılma hakkı bulunduğundan sayın çoğunluğun ret kararına katılmamaktayım.