Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/3822 E. 2014/20434 K. 04.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3822
KARAR NO : 2014/20434
KARAR TARİHİ : 04.12.2014

MAHKEMESİ :Ağır ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi,nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanık …’ın, uzun yıllardan beri tanıdığı ve herhangi bir akrabası bulunmayan … ‘ye kanser hastası olması nedeniyle bakarak ihtiyaçlarını karşıladığı, ancak sanık …’ın, …’nin … İlçesi Ziraat Bankası Şubesinde bulunan hesabındaki paraları banka müdürü olan sanık … yine aynı bankada memur olarak çalışan diğer sanıklar … ve … ile birlikte hareket ederek usulsüz bir şekilde çekmek suretiyle kendi hesabına aktardığı, akabinde …Noterliği tarafından 16.10.2006 tarihinde düzenlenen ve sanıklar …ile …’un tanık sıfatıyla imzaladıkları ve usulsüz olarak aldığı vekaletname ile …’ye ait … Mahalle pafta 44, parsel 8’de kayıtlı bulunan taşınmazı eşi olan sanık …’ya tapuda devrettiği, sanık …’in de söz konusu taşınmazı bir müddet sonra sanık …’e devrettiği, bu şekilde sanıkların fikir ve eylem birliği içinde hareket ederek üzerlerine atılı nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik suçlarını işlediklerinin iddia edildiği olayda, müteveffanın baba- oğul yakınlığı içinde bulunduğu, sağlığında kendisine bakıp gözeten sanık …’a hiçbir yasal mirasçısı olmadığı göz önüne alınarak mal varlığını devretmek istemesinin hayatın olağan akışına aykırı olmadığı, müteveffanın bu iradesini sanık … ile olan ilişkisini bilen tanıklarca da ifade edildiği, müteveffanın vekaletname düzenlenmesi sırasında aldırılan 16.10.2006 tarihli rapora göre akli melekelerin yerinde olduğunun tespit edildiği, sadece yaşlı ve fiziksel hastalığının bulunmasının bu hususların aksinin ispatına yeterli olmadığı, sanık …’ın müteveffanın iradesini fesada uğratarak ve kendisini kandırarak ya da zorlayarak veya durumundan faydalanarak suça konu işlemleri yaptırdığına, diğer sanıkların da sanık …’ın eylemlerine iştirak edip menfaat sağladıklarına, bu işlemlerle ilgili düzenlenen evrakların sahte olarak tanzim edildiğine ilişkin soyut iddia dışında, aşamalarda tutarlılık gösteren sanıkların samimi savunmalarının aksine, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçelerine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 04.12.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.