Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/4038 E. 2014/20329 K. 03.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/4038
KARAR NO : 2014/20329
KARAR TARİHİ : 03.12.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi,kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır.Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır.Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın, 158.nci maddenin İkinci fıkrasında yer alan,bu düzenlemeyle failin, kamu görevlileriyle ilişkisi olduğunu,onlar nezdinde hatırı sayıldığını ileri sürerek ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak,başkasından menfaat temin etmesi nitelikli dolandırıcılık kabul edilmektedir.Suçun maddî unsuru,kamu görevlileri yanında hatıra sayıldığının, onlarla ilişkisi bulunduğunu iddia ederek,yapılacak aracılık karşılığında kamu görevlisine verilmek üzere,para veya başkaca menfaat almak,kabul etmektir.
Kamu görevlisi, TCK madde 6’da tanımlanmış ve açıklanmıştır.Bu suçun meydana gelmesi için,suç konusunun resmî nitelikte bir iş olması ve failin kamu görevlileriyle ilişkisi olduğundan bahsederek dolandırıcılık eylemini gerçekleştirmesi gerekir.Faildeki ahlaki kötülüğün,yalnız başkalarını dolandırmakla kalmayıp,aynı zamanda kamu görevlilerini şüphe altına sokmasındaki vahameti,suçu nitelikli hâle getirmiştir.
Bu iddia yapıldığında,o kamu görevlisinin gerçekten var olup olmadığı,yada o işi yapmaya yetkili bulunup bulunmadığının bir önemi yoktur. Ancak nüfuzdan faydalanacağı söylenen kişinin kamu görevlisi olması gerekir.Kamu görevlisi sayılmayan bir kişiyle ilişkisinden dolayı bir yarar sağlanması halinde bu nitelikli hal uygulanmayacaktır.Kamu görevlisinin taraflarca tanınan ve bilinen bir görevli olması aranmaz.Asıl olan tarafların anladıkları ve anlattıkları memurun makam olarak belirlenebilen bir görevli olmasıdır. Failin mağdurdan sağladığı çıkarı….Başsavcısına,… kaymakamına, vereceğim şeklindeki beyanında Başsavcının, Kaymakamın kişi, makam ve görev olarak yeterince belirliliği bulunmaktadır. Failin, belirli bir memur yanında hatırı sayıldığından bahsedilmeksizin,bakanlardan,milletvekillerinden,hakimlerden,tanıdıkları olduğu ve işi halledeceğini söyleyerek çıkar sağlanması halinde basit dolandırıcılık söz konusu olacak ve TCK’ nın 158/2 maddesi uygulanamıyacaktır.Keza,failin, belli bir memur yanında hatırı sayıldığından söz etmeksizin kendisini Kamu kurumunda görevli (müfettiş, genel müdür vb.)olarak tanıtıp müştekinin tayinini yaptırabileceğini söylemesi halinde eylemi, basit dolandırıcılık suçunu oluşturacaktır.
Sanığın, Tarım Bakanlığı aracılığı ile AB destekli proje yaptırmak isteyen katılan ile muhasebecisi olan tanık Süleyman Yağcı vasıtası ile 24/09/2006 tarihinde tanıştığı, katılanın mantar yetiştirilmekte kullanılan kompost makine yaptığını öğrenip kültür mantarcılığı yapılabileceğini, proje ile ilgili Tarım Bakanlığı’ndaki tüm işlemleri kendisinin yapabileceğini, birçok proje çıkardığını, tüm bürokratları tanıdığını, kredi onay işlerini arkadaşlarının yaptığı, oradan emekli olduğunu, kredi onay işlemlerini rahatlıkla halledebileceğini anlattığı, ayrıca büyükbaş hayvancılık ve süt sığırcılığı projesi için de … ve …’de kendisinin gerçekleştirdiği projelerin olduğunu söyleyerek katılanı ikna ettiği, hazine arazisi temin edilip bu arazi üzerinde proje uygulayabileceğini anlattığı, her proje için 500.000 USD hibeye dayalı kredi verildiğini, müşavirlik danışma hizmeti olarak %15’ini kendilerinin alacağını söylediği, her proje için ayrı şirket kurulmasını talep ettiği, katılanın iki ayrı şirket kurduğu, sanığın para istemeye başladığı, 04/12/2006 tarihinde 4.000 TL aldığı, birkaç gün sonra arayarak ” araziyi 10 yıllığına kiraladık, ilk taksidi olan 70.000 YTL’yi 3 gün içinde ödememiz gerekiyor” diyerek 13/02/2007 tarihinde elden aldığı, 01/04/2007 tarihinde 18.000 TL aldığı, 30/05/2007 tarihinde 25.000 TL, 31/05/2007 tarihinde 125.000 TL miktarındaki paraları havale yolu ile aldığı, daha sonra katılanın “araziler kaça mal oldu, buradaki Milli Emlak’a sormadım” diye telefonda sorması üzerine, ” sakın ha, burada bürokrasi engel çıkartmaması için örtülü ödenek sağlıyoruz, orayı karıştırma, orası ayrı, burası ayrı “dediği, daha sonra bir arkadaşı ile …’ya geleceğini, otel yer ayırtmasını, işleri konuşacağını söylediği, 24/06/2007 – 28/06/2007 tarihleri arasında …otelinde kaldığı, 745.75 TL’yi katılanın ödediği, 25/06/2007 tarihinde 25.000 TL hesabına, 22.000 TL elden para aldığı, sözleşme için …’ya çağıracağını söylediği, bazı evraklara imzalar attırdığı, 14/07/2007 tarihinde 24.000 TL, 27/07/2007 tarihinde 12.000 TL, 04/08/2007 tarihinde 15.000 TL aldığı, katılanın sözleşmenin ne zaman imzalanacağını sorması üzerine, “imzalanacak, bana güven” diye cevap verip oyaladığı, bir süre sonra telefonlara çıkmayıp ortadan kaybolduğu, katılana bahsettiği projeler ile ilgili Tarım Bakanlığı’na herhangi bir başvuruda bulunmadığının da anlaşıldığı olayda, eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 03.12.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.