YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/4638
KARAR NO : 2014/20615
KARAR TARİHİ : 08.12.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanıklardan …’ın, soruşturma aşamasında verdiği beyanından da açıkça anlaşılacağı üzere, kendi adına çıkarmış olduğu… no’lu hattı kontör dolandırıcılığı yapması için amcasının oğlu olan ve aynı köyde ikamet ettiği suça sürüklenen çocuk …’e verdiği, …’in de belirtilen hat ve… isimli şahıs adına kayıtlı olan … no’lu hat ile şikayetçi ve katılanları arayarak “Vodafone aboneleri arasında yapılan çekilişte hattınıza 15000 TL ödül çıktı, bilgi için … veya (seçenekli olarak) … no’lu hatları arayın” şeklinde mesajlar gönderdiği, HTS kayıtlarından da görüleceği üzere belirli bir sırayla (Ör: … tanımadığı kişilere mesaj göndermek suretiyle geri aramalarını sağladığı, arayan kişilere de kazandıkları ödülün hesaplarına yatırılması için kontör göndermeleri gerektiğini söylediği, bunun üzerine bir kısım şikayetçilerin inanarak kontör şifresini gönderdiklerinin anlaşıldığı somut olayda; basit dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiş olup, sanık ile suça sürüklenen çocuğun değişik zamanlarda farklı mağdurlara karşı menfaat temin etmesi karşısında, mağdur sayısınca suçun oluştuğu gözetilmeden, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle eksik ceza tayin edilmesi ve dolandırıcılık suçunun düzenlendiği TCK’nın 157. maddesinde hapis cezası yanında adli para cezasına hükmedileceğinin belirtilmiş olmasına rağmen, adli para cezasına karar verilmemiş olması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanık … hakkında uygulanan 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin 1. fıkrasının “c” bendinde yer alan hak ve yetkileri kullanmak yönündeki yoksunluğun, kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilmeye kadar, üstsoyu ile diğer kişiler yönünden ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar sürmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-5271 sayılı Kanun’un 325. maddesinde, cezaya veya güvenlik tedbirine mahkûm edilen sanığa yargılama giderlerinin yükletileceği düzenlenmiş ise de; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesinde, her sanığın kendi kendini savunmaktan başka, kendisinin seçeceği ya da mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanma hakkına da sahip olduğu belirtilmiş olup, Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmelerin kanun gücünde olduğu, Anayasa’ya aykırılıklarının ileri sürülemeyeceği ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası sözleşmelerle kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası sözleşme hükümlerinin esas alınacağı belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca, hâkim, uyuşmazlıklarda, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen ulusal kanunlarla, uluslararası sözleşmelerin çelişmesi durumunda, uluslararası sözleşme hükümlerine göre hareket etme durumundadır. Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesi gerekirse; CMK’nın 150/2. maddesi uyarınca, baroya yazı yazılarak 15-18 yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuğun savunmasını yapmak üzere zorunlu müdafii görevlendirilmesi nedeniyle, müdafii için ödenen avukatlık ücretinin, dosyadaki bilgilerden mali olanaklardan yoksun olduğu anlaşılan suça sürüklenen çocuğa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı bir şekilde yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk ile sanık müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak bu aykırılıkların aynı kanunun 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; sanık … hakkındaki hükümde yer alan 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkarılıp yerine, “TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın “c” bendinde yer alan kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” yazılması ile suça sürüklenen çocuk hakkında kurulan hüküm fıkrasının yargılama giderleriyle ilgili bölümündeki “Ceza muhakemesi kanunu gereğince görevlendirilen müdafi ve vekillere yapılacak ödemelere ilişkin 2010 yılı tarifesine göre 254,00 TL vekâlet ücretinin kendisine CMK uyarınca zorunlu müdafii atanan suça sürüklenen çocuk … ‘tan alınarak hazineye irat kaydına” ibaresinin çıkarılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 08.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.