Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/4999 E. 2014/20581 K. 08.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/4999
KARAR NO : 2014/20581
KARAR TARİHİ : 08.12.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet, beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de;“Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de,birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının,özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin,kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanığın, sahte imza atılarak oluşturulduğu tüm dosya kapsamı ile sabit olan, …’ın yetkilisi olduğu … Limited Şirketine ait ve Türkiye İş Bankası… Şubesi nezdinde bulunan çek hesabından, 10/07/2006 keşide tarihli, 5.000 TL bedel içeren, hesap sahibi tarafından hamiline düzenlendiği görünen çeki, bir şekilde temin ettikten sonra diktirdiği pardösülere karşılık olarak katılana işçilik ücreti olarak vererek haksız menfaat temin etmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda;
Oluşa, sanığın savunmalarına, katılanın beyanlarına, ekspertiz raporuna ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın,
önceden doğmuş bir zarar veya doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunması halinde zarar veya borç, kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucu doğmayacağından dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmayacağı ve sanığın, sahte imza atılmak suretiyle oluşturulduğu sabit olan çeki, daha önceki bir alışverişten kaynaklanan borcundan dolayı katılan …’a verdiğinin anlaşılması karşısında; sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararı ile sahte imza atılmak suretiyle oluşturulan çeki katılana vermesi şeklinde gerçekleştirdiği sabit görülen eyleminin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 08.12.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY;

Sayın çoğunluk ile aramızdaki anlaşmazlık; sanığın diktirmiş olduğu pardösülerin dikim ücretini sahte çek ile ödeyerek teslim alması olayında borcun önceden doğup doğmadığına ilişkindir.
Pardösülerin dikilmesi ile borcun doğduğu ve sahte çekin daha sonra kullanılması nedeniyle suçun oluşmadığı düşüncesine katılmak mümkün değildir. Çünkü bir kişinin, dikilmek üzere terziye verdiği kumaşlar kendisine elbise olarak iade edilmediği sürece terziye borcu olduğundan söz etmek mümkün değildir. Yine hiç kimse, tamirciye verdiği bir alet, tamir edilmiş olarak kendisine iade edilmeden para ödemeye zorlanamaz.
Somut olayda; kumaşı sanığa ait olan ve katılan tarafından dikilen giyim eşyalarını sanık almak için gelmemiş olsaydı; katılanın bir zararı olmayacaktı. Bu durumda sanığın da bir menfaati olmayacağından dolandırıcılık suçu oluşmayacaktı. Sanık sözü edilen malları almak için geldiğinde, katılan bu malları teslimden kaçınmış olsaydı, sanığın ödeme yükümlülüğünden söz edilemeyecek; tam tersine katılanın borcundan söz edilecekti.
O halde; mallar teslim amacıyla sanığın önüne getirilmediği sürece sanık ödeme yapmak zorunda olmadığına göre; önceden doğan borçtan nasıl söz edilecektir.
Henüz malı teslim almayan kişilerin borcunun önceden doğduğunun kabul edilmesi halinde; bu kişiler hakkında icra takibi, faiz, temerrüt vb. hukuki müeyyidelerin de uygulanmasını kabul etmek gerekir ki, bu şekildeki bir uygulama adalet duygusu ile bağdaşmaz.
Nitekim Dairemiz, tamirat ücretini ödemek istemeyen sanığın, serviste bulunan aracını muvazaalı olarak satmasını ve satın alan kişinin de muvazaalı olarak borç senedi verip alacaklılarına servisteki aracı haczettirmesini önceden doğan borç kabul etmeyerek mahkumiyet hükmünü 2013/2006 esas ve 2014/18798 karar sayılı ilamı ile onamıştı. Şu anda bu içtihadın terk edilmesini gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
Sonuç olarak; sanığın pardösü dikim ücretini sahte senetle ödemesi olayında önceden doğan borçtan söz edilemeyeceğinden önceki içtihatlara uygun davranılarak beraat hükmünün bozulması gerekirken, yazılı gerekçe ile onanmasına dair çoğunluk kararına muhalifim.