Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/5167 E. 2014/20865 K. 10.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/5167
KARAR NO : 2014/20865
KARAR TARİHİ : 10.12.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın asker arkadaşı olan tanık …’u arayarak kendisine www.facebook.com adresinden ulaştığını anlatarak “Başımda tatlı bir bela var. İnternette konuşulmaz. Telefon numaranı verir misin?” şeklinde mesaj göndermesi üzerine, …’un da telefon numarasını sanığa bildirdiği,sanığın tanık … ile telefonla konuşarak “Benim teyzemin oğlu evinde kazı yaparken 2650 adet altın buldu. Bunu burada değerlendiremiyoruz. Sen bunu…’da değerlendirebilir misin? Satabilir misin?” diye sorması üzerine tanık …’un da bu olaydan şikayetçiye bahsettiği, şikayetçinin altınları satın almaya karar vererek telefon konuşmasından bir gün sonra tanık … ile birlikte … iline gittikleri, oto garajında sanık ve açık kimliği tespit edilememesi sebebiyle hakkında ayrıca soruşturma yürütülen ve kendisini … olarak tanıtan şahısla buluştukları, sanığın daha sonra şikayetçi ve tanığı bir parka götürerek kendisini …olarak tanıtan ve hakkında ayrıca soruşturma yürütülen diğer bir şahısla buluştukları,…isimli şahsın şikayetçiye 1 adet numune altın göstererek kendisinde 2650 adet olduğunu söylediği, şikayetçinin numune altını alarak tanıkla birlikte … ilinden ayrıldıkları, İstanbul’da bu altın numunesini kuyumculara göstererek reşat altını tabir edilen gerçek altın olduğunu ve maddi değerinin 300 TL civarlarında olduğunu öğrenmeleri üzerine, şikayetçinin sanığı telefonla arayarak
altınları satın almaya karar verdiğini söylediği ve şikayetçinin yine tanık … ile birlikte … iline gelerek otobüs terminalinde sanıkla buluştukları, birlikte yemek yedikten sonra sanığın telefonla kendilerine bilgi vereceğini söyleyerek yanlarından ayrıldığı, o gittikten sonra şikayetçinin bankadan 25.000 Euro ve 6.250 TL para çektiği, daha sonra sanık, … ve …ile buluştukları, sanıkların şikayetçi ve tanığa bir süre beklemelerini söyledikleri ve yanlarından ayrıldıkları, daha sonra … ve …’in tekrar gelerek şikayetçiden altın bedeli olan parayı isteyerek altınları …’in getireceğini söyledikleri, şikayetçinin parayı sanığa verdiği, sanıklar yanlarından ayrıldıktan sonra bir süre altınların gelmesini bekledikleri, ancak gelen giden olmadığı, sanığın bu eylemiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda; sanık savunması, katılan ve tanıklar beyanı ile tüm dosya kapsamına göre atılı suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak,
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu hususların yeniden yargılama yapılmaksızın CMUK’nın 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 10.12.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.