Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/5304 E. 2014/21295 K. 16.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/5304
KARAR NO : 2014/21295
KARAR TARİHİ : 16.12.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet, beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de;“Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de,birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin,kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya

bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-j bendinde, dolandırıcılık suçunun, banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla, işlenmesi, nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, kredi elde eden kişinin banka veya diğer kredi kurumu görevlilerini hile ile aldatmış olması gerekir. Krediyi alan kişinin aldatıcı herhangi bir eylemi olmaksızın,sırf banka elemanlarının kendi görevlerini layıkıyla yerine getirmemeleri yüzünden bir kredi açılmışsa, dolandırıcılıktan bahsedilemez,şartları varsa bankacılık suçundan bahsedilebilir. Bu suçun mağdurları banka ve diğer kredi kurumlarıdır. 5411 sayılı “Bankacılık Kanununun 3. maddesinde banka, 48. maddesinde ise kredinin tanımı yapılmıştır. Tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlama suçun konusudur. Kredinin tahsis edilmesinin gerekli olup olmadığı, kredi verecek kuruluşun mevzuatında öngörülen düzenlemeler çerçevesinde belirlenir. Fiil, sahte kıymet takdiri raporları veya gerçeğe aykırı belgeler, bilançolar düzenleyerek hileli davranışıyla bunları aldatmaktadır. Kredi kurumu banka olmamasına karşın faiz karşılığında olsun veya olmasın, kanunen borç vermeye yetkili kılınan kurumlar anlaşılır. Bu itibarla böyle bir yetkiye sahip olmayan bir kişi veya kuruluşa karşı bu fiilin işlenmesi hâlinde koşulları varsa,basit dolandırıcılık suçu söz konusu olacaktır.
Sanıklardan …’ün Gür-Ton Mimarlık İnşaat San. Turizm Tic. Ltd. Şti’nin sahibi ve aynı zamanda müdürü olduğu, temyiz dışı sanık …’ün de bu şirketin ortağı olduğu, sanıklar …, … ve temyiz dışı sanık …’ın ise Binaş Dayanıklı Tüketim Malzemeleri Elektronik Mobilya İnşaat Tekstil

San. Tic. Ltd. Şti’nin ortakları olduğu, İbrahim’in aynı zamanda bu şirketin müdürü olduğu, sanık …’ün …’ün eşi, …’ün ise annesi olduğu, Temür’ün da sanıkEsat Gür’ün ağabeyi olduğu, katılan …’ın Karşıyaka Tapu Müdürlüğü’nün 25540 ada 3 parselde kayıtlı bulunan 162 metrekare arsayı satın aldıktan sonra içine ev yaptığı, bir süre sonra bu evin bitişiğinde bulunan ve aralarında katılan …’ın da bulunduğu diğer üç arsa sahibi ile birlikte Gür Ton Mimarlık İnş. San. Turz. Tic. Ltd, Şti’nin sahibi olan sanık … ile anlaşarak kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladıkları, sözleşme gereğince …’ün yedi adet daire inşa edeceği, dört adet daireyi arsa sahiplerine vereceği, üç adet dairenin ve bir adet dükkanın ise sanık …’a kalacağı hususunda tarafların anlaştıkları ve bu konuda Karşıyaka 2 noterliğinde 31.08.2004 tarih ve 35904 yevmiye numaralı vekaletnameyi müştereken imzaladıkları, sanık …’ün söz konusu sözleşme uyarınca inşaata başladığı ve kaba inşaat tamamlanınca Gür-Ton şirketinin müdürü olan sanık …, Nihat’a telefon edip nakit paraya sıkıştığını, bu nedenle bankadan, söz konusu inşaattan kendisine düşen 1 no’lu bağımsız bölümü ipotek ettirerek kredi çekeceğini, arsa sahibi olarak kendisinin ve diğer arsa sahibi …’ın imza atmaları gerektiğini belirtip bu iş için Çiğli Ziraat Bankasına gelmesini söylediği, Nihat’ın da bu sözlere ikna olup, diğer katılan … ile beraber Çiğli Ziraat Bankası Şubesine gittiği ve 19.03.2007 tarihli genel ticari kredi sözleşmesini imzaladıkları, kredi sözleşmesi içeriğine göre; Binaş Dayanıklı Tüketim Malzemeleri Elektrik Mobilya İnşaat San. Tic. Ltd Şti adına 150.000 TL’lik kredi verilmesi için sözleşme düzenlendiği, bu sözleşmeye göre şirket ortakları …, … ve … ile …’ın 150.000 TL’nin ödenmesi hususunda müşterek borçlu ve müteselsil kefil oldukları, aynı sözleşmede katılanlar … ve …’ın da müşterek borçlu ve kefil olarak sözleşmeyi imzaladıkları, ancak katılanların bu krediye müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile taraf olduklarını bilmedikleri, sonrasında borcun ödenmemesi nedeniyle banka tarafından her iki katılan aleyhine icra takibi başlatıldığı, sanıkların bu şekilde üzerlerine atılı suçu işlediklerinin iddia edildiği olayda,
1-Sanıklar … ve Gülten Gül hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararlarına yönelik temyiz incelemesinde,
Sanıkların atılı suçu işlediklerine dair mahkumiyetlerine yeter, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşılmakla, haklarında verilen beraat kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekillerinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,

2-Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde,
Katılanlarla sanık … arasında noterde düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesinde; “müteahhit, binanın inşaat ruhsatı alındığında 1 daire veya işyeri, 3. kat döşemesi döküldüğünde 1 daire, sıvalar bittiğinde 1 daire, mal sahiplerine ait dairelerin tamamlanıp oturma raporları alınıp mal sahiplerine teslim edildiğinde kalan kısmın satış yetkisi verilecektir. Bu yetkiler müteahhidin uygun göreceği kişi veya kurumlara verilecektir.” denildiği, satış yetkisine dahi sahip olan sanığın, daireleri ipotek ettirmesinin bu yetkiden ayrı düşünülemeyeceği, bu sözleşmeye göre uygun görülecek kişilere de yetki devri yapılabileceği, kredi veren bankanın kuralları gereği, gayrimenkul ipotek alınması durumunda gayrimenkul sahiplerinin kredi sözleşmesini müteselsil kefil olarak imzalamalarının zorunlu olduğu, katılanların bankadaki imzalarının ipotek için alındığını sandıkları iddiasının ipotek için imzaların bizzat tapuda atılması karşısında yerinde olmadığı, kaldı ki bankada düzenlenen sözleşmeye ayrıca müteselsil kefil olarak da imza attıkları, kredi sözleşmelerinin her sayfasında Binaş şirketinin isminin geçmesi ve katılanların muhatabı …’ün kredi sözleşmesinde isminin geçmemesi karşısında kredinin sanık adına değil Binaş şirketi adına alındığının belli olduğu, buna göre hile unsurunun olayda bulunmadığı, katılanların ipotek ettirdiği dairenin ipoteğinin kaldırılarak satılmasının ve başka bir daireye ipotek konulmasının bankanın eşdeğer bir ipotek verildiğini kabul etmesinden kaynaklandığı, bu durumda bankanın katılanlara karşı hukukî sorumluluğunun olduğu, olayda sanığın hile ile katılanlara kredi aldırdığının sübut bulmadığı ve sanığın beraatına karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin mahkumiyetine karar verilmesi,
Kabule göre de,
a-Suça konu gayrimenkulu, ipotek alarak kredi veren bankanın bir mağduriyetinin bulunmadığı, suçtan zarar görmediği, işlemlerin bankacılık kurallarına uygun olarak yürütüldüğü, buna göre bankaca tahsis edilmemesi gereken kredinin açılmasını sağlamak amacıyla dolandırıcılık suçundan söz etmenin mümkün olmadığı gözetilmeden, TCK’nın 158/1-f. Maddesinin yanında, TCK’nın 158/1-j. maddesinin de uygulanmasına karar verilmesi,
b-Katılanlara, sanık tarafından vaat edilen dairelerin verilmesinin yanında, katılanlardan …’ın eşine kredinin ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibi nedeniyle mağdur olmaması için, daire verildiğinin iddia edilmesi karşısında, TCK’nın 168. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.