YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/5692
KARAR NO : 2014/21115
KARAR TARİHİ : 15.12.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Müşteki …’ün aracında 12.05.2006 tarihinde meydana gelen hırsızlık olayı sonrasında on adet boş çek yaprağının çalındığı, müştekinin bununla ilgili olarak ilgili banka ve kolluğa başvurduğu, sanıkların da suça konu 0055268 seri nolu çek yaprağını bir şekilde ele geçirdikten sonra sanıklardan birinin katılan …’in işyerini arayarak zirai makine almak istediklerini, ödemeyi çekle yapacaklarını söylediği, çeki katılanın işyerine faksladıkları, katılanın da çeki sözlü olarak bankaya sorduktan sonra, işçileri aracılığıyla makineleri sanıklara gönderdiği, sanıkların malı teslim alarak suça konu çeki ve 250 TL nakit parayı teslim ettikleri, sanık …’in çeki verirken arkasına “…” ismini yazarak ciro ettiği, yapılan incelemede, çekteki yazı ve imzaların sanıklara ait olmadığı belirlenmiş ise de, suça konu çekin çalıntı olduğunun sabit olduğu ve çek arkasındaki cironun sahte olduğunun sanıklarca doğrulandığı, daha sonra sanıkların, söz konu makineleri katılan …’e satmaya karar verdikleri, sanık …’in, katılanla irtibat kurduğu, bu katılana daha önce 4.000 TL borcu olduğunu söyleyerek iki makineyi 9.000 TL’ye satmayı teklif ettiği, tarafların anlaştıkları, katılanın, borcun mahsubundan sonra geriye kalan 5.000 TL parayı sanık …’e verdiği, makinelerden birinin teslim edildiği, diğerinin ise teslim edileceğinin söylendiği, daha sonra sözleşme yapmaya karar verdikleri, sanık …’in, sözleşmeyi … imzasıyla imzaladığı, katılanın, bu sanığı daha önce de bu isimle tanıdığını söylediği, katılan …’e, mallarının daha ucuza satıldığının ihbar edilmesi üzerine, yaptığı incelemede çeklerin sahte olduğunu öğrendiği, katılan …’in elindeki makinenin geri alındığı, diğer makinenin ise açık bir arazide bulunduğu, böylece sanıkların çalınan çeki sahte olarak doldurup kullanarak resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarını, bu şekilde aldığı malları katılan …’e sahte belgeyle satarak da bu katılana karşı dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda, sanık, katılan ve tanık beyanları, kriminal raporu ile tüm dosya kapsamına göre, resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarının sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olduğu, ayrıca sanıkların eylem ve fikir birliği içinde hareket etmek suretiyle çalıntı çekle aldıkları malları satmaya karar verdikten sonra sanık … aracılığı ile söz konusu makineleri katılan …’e satıkları, alınan paranın her iki sanık tarafından paylaşıldığı, sanıkların malı birlikte katılana teslim ettikleri, sanık …’in baştan itibaren kendisini …olarak tanıtarak katılanla irtibat kurduğu, bu şekilde hileli hareketlerle yapılan sözlü anlaşmanın sahte olarak düzenlenen sözleşmenin imzalanması ile sona erdiği, söz konusu sözleşme yapılmasa bile, satılan mallar çalıntı ve sahte çeklerle alınması nedeniyle dolandırıcılık kastının baştan itibaren sanıklarda mevcut olduğu, ayrıca sahte sözleşmenin de, malların teslim edildiği ve paranın alındığı aynı gün içerisinde yapıldığı, buna göre, önceden doğan borç ilişkisinin söz konusu olmadığı dikkate alınarak sanıkların suçu iştirak halinde işledikleri ve atılı suçun yasal unsurlarının oluştuğu sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır, bu nedenlerle tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanıklar müdafiilerinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a-Bütün hükümler açısından; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
b-Nitelikli dolandırıcılık ve dolandırıcılık suçundan verilen hükümler açısından, ayrıca; sanıklar hakkında belirlenen temel gün adli para cezasının, para cezasına çevrilmesi sırasında uygulanan kanun maddesi olan TCK’nın 52/2. maddesinin gösterilmeyerek 5271 sayılı CMK’nın 232/6. maddesine aykırılık oluşturulması,
c-Dolandırıcılık suçundan verilen hükümler açısından; hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanıklara fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, bütün hüküm fıkralarından, 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ve nitelikli dolandırıcılık ve dolandırıcılık suçundan verilen hükümlerin ilgili kısmına “TCK’nın 52/2” ibaresinin yazılması denilmek suretiyle ve dolandırıcılık suçundan verilen hüküm fıkrasından adli para cezasının uygulanmasına ilişkin olarak sırasıyla “500 gün” ve “10.000 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün” ve “100 TL” adli para cezası ibaresinin eklenmesi suretiyle hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 15/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.