YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/6479
KARAR NO : 2013/12017
KARAR TARİHİ : 27.06.2013
MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi
SUÇ : Kamu malına zarar verme, görevi yaptırmamak için direnme, görevliye hakaret
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin O kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu
görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir … için değil,görevine giren bir … için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse, fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeğe elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Suça sürüklenen çocuğun, hırsızlık suçundan gözaltına alındığı, karakolda sigara içmek istediği, karakolda sigara içilmeyeceğinin söylenmesi üzerine müşteki polis memurlarına küfür ve hakaretlerde bulunduğu, kendini duvarlara vurduğu, hem etrafa hem de kendine zarar vermesini engellemek isteyen müştekilerin saçlarını çekip kollarını tırnaklamak ve onlara fiilen saldırmak suretiyle mukavemet gösterdiği, bu esnada yere düşen telsizin kırılmasına neden olduğu olayda;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 tarih, 2009/9-259 esas, 2010/47 sayılı kararına göre, görevi yaptırmamak için direnme suçunun sanık tarafından birden fazla polis memuruna karşı cebir ve şiddet göstererek hukuksal anlamda tek bir fiil ile gerçekleştirilmesi nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan suça sürüklenen çocuk hakkında anılan suçtan tayin olunan cezanın 5237 sayılı TCK’nın 43/2. maddesi ile arttırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocuğun yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı suçların hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamayacağının değerlendirilmesi açısından; suç tarihinde 15-18 yaş grubu içerisinde bulunan suça sürüklenen çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 35/1 ve Çocuk Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 20/2.maddesi gereğince zorunlu olan sosyal inceleme raporu alınmadan ya da aynı Kanunun 35/3.maddesine göre de sosyal inceleme yaptırılmamasının gerekçesi gösterilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2) Suça sürüklenen çocuğun görevli polis memuru müştekilere yönelik hakaret suçunda, tek bir eylem ile birden fazla kamu görevlisine hakaret ettiğinin anlaşılması karşısında, hakkında TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, mağdur sayısınca suç olduğu kabul edilerek hakaret suçundan ayrı ayrı ceza tayin edilmesi,
3) Suça sürüklenen çocuğun kamu malına zarar verme eylemini olası kasıtla gerçekleştirdiği kabul edilmesine karşın cezasında 5237 sayılı TCK’nın 21/2 maddesine göre indirim yapılmaması suretiyle çelişkiye düşülmesi,
4) 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda içtima hükmü bulunmadığı ve 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 99. Maddesinin kesinleşmiş hükümlerdeki cezaların toplanmasına ilişkin olduğu düşünülmeden, atılı suçlardan verilen adli para cezalarının toplanması,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuğun temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.