Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/6775 E. 2015/266 K. 13.01.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/6775
KARAR NO : 2015/266
KARAR TARİHİ : 13.01.2015

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırılık, güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın, 11/08/2008 tarihinde katılan…e, inşaat işi ile uğraşan tanıdıkları olduğunu, kiradan kurtulması için … İnşaat isimli firmadan 80.000 TL karşılığında ev alması hususunda yardımcı olabileceğini söyleyerek, katılandan peşinat adı altında 35.000 TL aldığı, bu parayı önce arkadaşı olan tanık …’ın hesabına yatırdığı, ertesi gün de kendi hesabına havale edilmesini sağlayarak parayla birlikte ortadan kaybolduğu şeklindeki eylemi nedeniyle bir hüküm kurulmamış ise de; bu eylem nedeniyle zamanaşımı süresi içerisinde karar verilmesi mümkün görülmüştür.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için ise; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde, nitelikli hali oluşmaktadır.

Somut olayda; sanığın, ölen ağabeyinin eşi olan katılan …’a ait .. plaka sayılı aracı, tamir ettireceğini söyleyerek 2008 yılı Temmuz ayında katılan…den aldığı; ancak, aracı satma yetkisi olmadığı halde, böyle bir yetkisi bulunduğunu ve vekaleti tatil dönüşü vereceğini söyleyerek 5.000 TL karşılığında katılan …’a sattığı, katılan…’in de daha sonra bu aracı… adlı kişiye 5.900 TL’ye satarak teslim ettiği, katılan…in şikayeti üzerine aracın…’dan rızasıyla alınarak ruhsat sahibi olan katılan…e teslim edildiği, anlaşılmakla; sanığın, katılan …’a yönelik eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 155/1. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma; katılan …’a yönelik eyleminin ise aynı kanunun 157. maddesinde öngörülen dolandırıcılık suçlarını oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun“ sadece sanığın kendi .. yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenle 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu aykırılık aynı kanunun 322. maddesi gereğince yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hüküm fıkralarında yer alan; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümlerin çıkarılıp yerlerine, “TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ibaresinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 13/01/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.