Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/7025 E. 2015/676 K. 19.01.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/7025
KARAR NO : 2015/676
KARAR TARİHİ : 19.01.2015

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın mağdur …’ın işyerine geldiği, bitişik işyerinde bulunan kardeşi …’ın kendisini gönderdiğini söyleyip eşinin doğum yapması nedeni ile paraya ihtiyacı olduğundan bahisle mağdurdan para istediği, mağdurun bu durumdan şüphelenerek kardeşi …’ı aramak istemesi üzerine sanığın…’ı kast ederek metroya gittiğini söylediği, mağdurun sanığın samimi olduğunu düşünerek cebinde bulunan 200 TL’yi verdiği, sanığın bu miktarın yetmeyeceğini söylemesi üzerine cebinde bulunan 100 TL ile tanık …’den almış olduğu 100 TL’yi sanığa verdiği, l5 gün sonra sanığın yine mağdurun işyerini telefon ile arayarak annesine ait araziye Toki tarafından inşaat yapılacağından eline yüklüce para geçeceğini ancak ilk etapta işlemler için bir miktar paraya ihtiyacı bulunduğundan bahisle mağdurdan yeniden para istediği, sanığın para almak için geldiğinde jandarma tarafından yakalandığı olayda, dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Mağdurun 18/01/2011 tarihli duruşmada alınan beyanında sanığın zararı ödemediği gibi işyerine gelip veya telefonla zararı ödeyeceği yönünde bir beyanda da bulunmadığını ifade etmesi karşısında sanığın zararı ödemek istediğini ancak mağdurun bunu kabul etmediğinden ödeme için tevdi mahalli belirlenerek TCK’nın 168. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi yönündeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
TCK’nın 53.maddesinin 3.fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “ velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu aykırılık aynı Kanunun 322. maddesi gereğince yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm fıkrasında yer alan; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkartılıp yerine, “TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ibaresinin eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 19.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.