Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/7302 E. 2013/11857 K. 25.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/7302
KARAR NO : 2013/11857
KARAR TARİHİ : 25.06.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala Zarar Verme
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Sanığın, şikayetçilerin eski damadı olduğu, alkollü bir vaziyette şikayetçilerin evinin önüne geldiği ve kapıyı açmaları için kapıya vurduğu, açılmaması üzerine apartmanın dışına çıktığı, yol kenarında park halinde bulunan şikayetçi …’a ait … plakalı aracın camını kırmak suretiyle araç içerisine girdiği, üzerinde taşıdığı çakmakla aracı yaktığının anlaşıldığı olayda,
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Temel cezanın TCK’nın 151/1. maddesi uyarınca belirlenip bu cezanın TCK’nın 152/2-a maddesi uyarınca artırılması gerekirken yazılı şekilde uygulama yapılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.06.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

Yargılama konusu olay, şikayetçi …’a ait aracı eski damadı olan sanığın yakması eyleminden ibaret olup, TCK’nın 151/1 maddesi yollamasıyla 152/2-a maddesi uyarınca sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir. Sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemiz tarafından incelenen karar, “temel cezanın TCK’nın 151/1. maddesi gereğince belirlenmesinden sonra 152/2-a maddesi gereğince artırılması gerektiği” düşüncesiyle ve oyçokluğu ile bozulmuştur.
Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı, sanığın eyleminin TCK’nın 167. maddesinde sayılan şahsi cezasızlık nedeni oarak kabul edilip edilmeyeceğine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun “Kayın Hısımlığı” başlıklı 18. maddesi şu şekildedir:
Eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları, aynı tür ve dereceden kayın hısımları olur.
Kayın hısımlığı, kendisini meydana getiren evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz.
Türk Ceza Kanununun “Şahsi Cezasızlık Sebebi veya Cezada İndirim Yapılmasını Gerektiren Şahsi Sebep” başlıklı 167. maddesi ise aynen şu şekilde kaleme alınmıştır:
Madde 167 – (1) Yağma ve nitelikli yağma hariç, bu bölümde yer alan suçların; a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin,
b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlâtlığın,
c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin,
Zararına olarak işlenmesi hâlinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz.
(2) Bu suçların, haklarında ayrılık kararı verilmiş olan
eşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamakta olan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derecede kayın hısımlarının zararına olarak işlenmesi hâlinde; ilgili akraba hakkında şikâyet üzerine verilecek ceza, yarısı oranında indirilir.
Görüldüğü gibi; Türk Medeni Kanunu kayın hısımlığının evliliğin sona ermesi ile sonlanmayacağını; yani akrabalık ilişkisinin sona ermeyeceğini ifade ederken, Türk Ceza Kanununun 167/1. maddesi de üst soy ve altsoy derecesindeki kayın hısımlığını, mala zarar verme suçunda cezasızlık nedeni olarak görmüştür. Aslında kanun maddeleri çok açık olup kesinlikle yoruma muhtaç değildir.
Kanun metinlerindeki bu açıklığa karşın, bazen uygulamada 167. madde gözardı edilmektedir. Bu şekildeki uygulamayı savunanların bir kısmı “Türk Medeni Kanunu hükümlerinin Türk Ceza Kanununda uygulanamayacağını” iddia ederken, bir kısmı da “evliliğin sona ermesinden sonra suç işleyen kayın hısımlarının Türk Ceza Kanunundaki kayın hısımlığından kaynaklı lehe hükümlerden yararlandırılmasının … olmadığını” ileri sürmektedirler. Üstelik bu düşüncede olanların çoğunluğu, kayın hısımlığından kaynaklı indirim veya cezasızlık nedenlerini kabul etmezken, aynı nedene dayalı artırımları ise kabul etmektedirler.
Türk Medeni Kanununda ya da başka kanunlarda yer alan düzenlemelerin Türk Ceza Kanununda uygulanmayacağına dair bir düşünce yasal dayanaktan yoksun olduğu gibi, böyle bir düşüncenin kural halini alması durumunda TCK’nın birçok hükmü uygulanabilir olmaktan çıkacaktır. Çünkü, TCK’nın 6 maddesinde sayılan tanımlar; “vatandaş, çocuk, kamu görevlisi, yargı görevi, gece vakti, silah, basın ve yayın yolu, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi, örgüt mensubu” ile sınırlı tutulmuştur. Oysa TCK’da suç olarak düzenlenen eylemler anlatılırken başka kanunlarda tanımı yapılan pekçok kavrama yer verilmektedir. Nitekim, konumuz itibariyle mala karşı suçları bu açıdan incelediğimizde;
TCK’nın 141 ve 155. maddelerinde geçen zilyed ve zilyedlik kavramları TMK’nın 973. maddesinde, taşınır mal kavramı ise TMK’nın 762. maddesinde,
TCK’nın 142/1-b ve 152/1-a maddelerinde yer alan bina kavramı Emlak Vergisi Kanununun 2. maddesinde,
TCK’nın 144. maddesinde yer alan paydaş (paylı mülkiyet) kavramı TMK’nın 688. maddesinde, elbirliği mülkiyeti ise TMK’nın 701. maddesinde,
TCK’nın 152/c maddesinde yer alan orman kavramı, Orman Kanununun 1. maddesinde,
TCK’nın 158/1-i maddesinde yer alan serbest meslek kavramı Gelir Vergisi Kanununun 65 ve 66. maddelerinde,
Tanımlandıkları halde TCK uygulamasında bu tanımlara harfiyyen uyulmaktadır. (Örnekler daha artırılabilir.)
Ayrıca TMK’nın 15. maddesinde yer alan “istisnalar dışında ayırt etme gücü olmayanların fiillerinin hukuki sonuç doğurmayacağı” kuralını göz önüne alan ceza uygulayıcıları, bu statüde yer alan kişi ile hukuki işlem yaparak ondan yararlanan faillerin eylemlerini hırsızlık suçu kabul ederek cezalandırmaktadır.
Yine çek ve diğer kambiyo senetleri ve unsurları Çek Kanunu ve Türk ticaret Kanununda düzenlendikleri halde TCK uygulamasında sözü edilen yasalar göz önünde bulundurulmaktadır.
Görüldüğü üzere TCK’da düzenlenmeyen kavramlar ve tanımlar konusunda diğer kanunlardaki düzenlemelerden yararlanılmakta, 15. Ceza Dairesi de ictihatlarının bir çoğunu sözü edilen yasalardan faydalanıp onlara uygun olarak oluşturmaktadır. Aksi takdirde yukarıda sınırlı sayıda örneklere yer verilen birçok TCK hükmünün uygulanması sorunlu hale gelir.
Evliliğin sona ermesinden sonra yakınlarına karşı suç işleyen kayın hısımlarının Türk Ceza Kanunundaki kayın hısımlığından kaynaklı lehe hükümlerden yararlandırılmasının … olmadığı görüşüne gelince;
1- Bu düşünce tamamen duygusal bir tepkiden ibaret olup, hukuki değerden yoksundur.
2- Evlilik birliği sona erse bile, onların çocukları ile altsoy yahut üst soy şeklindeki kayın hısımları arasındaki kan bağına dayanan akrabalıkları sona ermeyecektir. Yargılama konusu olayda olduğu gibi, eski kayınpederinin eşyasına zarar veren sanığın cezalandırılarak hapse atılması durumunda sanığın çocuklarının durumu ne olacaktır? Bunlar dedesine, ninesine ve evlilik birliği ölümle sona ermemişse annesine düşman olacak; onların tarafında durdukları takdirde de babalarıyla ilişkileri onarılmaz şekilde yara alacaktır. Kanaatimizce yasa koyucu bu gibi olasılıkları düşünerek olumsuzlukların önüne geçmek için mevcut düzenlemeyi yapmıştır.
3- Mevcut düzenleme hakkaniyete uygun olmasa bile, bunu uygun hale getirmek yargının değil, yasama meclisinin görevidir. Hakimin, … olmadığı gerekçesiyle herhangi bir maddeyi uygulamaktan kaçınması, yasamanın görevine tecavüz anlamına geldiği gibi; kanunsuz ve keyfi uygulamaların da önünü açar. Bu açıdan bakıldığında, yargılama makamı, içine
sinmese bile, yoruma muhtaç olmayan kuralları aynen uygulamak zorundadır.
4- Kayın hısımlığından kaynaklı yasal cezasızlık nedenleri yahut indirimler kabul edilmez iken, aynı nedenlerden kaynaklı ağırlaştırıcı hükümlerin uygulanmasını kabul etmek tarafsızlık ilkesi ile bağdaşmaz. Hatta bu şekildeki bir düşünce, hakimin sanığa olan husumeti olarak değerlendirilebilir. Yani hakimin taraflı olduğunu, suçtan etkilenerek kararında duygusal davrandığını gösterir. Ceza hukukunun genel prensibi sanık lehine yorumu zorunlu kıldığı halde, aynı yasadan ve gerekçeden kaynaklı ceza artırımlarının uygulanmasına karşın indirimlerin uygulanmaz ise, sanık aleyhine yorum yapılarak genel ceza hukuku uygulamasına aykırı davranılmış olur.
Zaten Ceza Genel Kurulu, 2012/1397 esas sayılı dosya ile ilgili 28/05/2013 günlü oturumunda, Türk Medeni Kanununda yer alan “kayın hısımlığının, evliliğin sona ermesinden sonra da devam edeceğine” ilişkin düzenlemeye itibar ederek, eski gelinine cinsal saldırıda bulunan sanığın cezasının TCK’nın 102/3-c maddesiyle artırımını haklı bulup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını reddetmiştir.
Yukarıda izah edildiği üzere; eski kayın pederine karşı mala zarar verme suçunu işleyen sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmünün “TCK’nın 167/1 maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığı “düşüncesiyle bozulması yerine, yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmasına karar verilmesine dair çoğunluk görüşüne değişik gerekçeyle muhalifiz.