YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/7389
KARAR NO : 2015/1075
KARAR TARİHİ : 22.01.2015
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı,
bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Daha önce …’da kuaför dükkanı olan sanığın, eşinin tayininin çıkması üzerine taşındıkları …’da da yine kuaför dükkanı açtığı, buraya müşteri olarak gelen katılan … ile tanıştığı, bir süre sonra samimi oldukları, sanığın, katılana evinde ve üzeride büyü olduğunu söylediği, yeni evlenen katılanı eşi ile birlikte evinde ziyarete gittiği, burada katılan … ve eşi olan diğer katılan …’e evlerinde büyü olduğunu, düğün için ..’ya gitmeleri halinde kaza geçireceklerini söylediği, büyüden kurtulmak için katılanların birer takım elbisesini kalorifer kazanında yaktığı, daha sonra katılanların evinde bir adet muska bulduğunu söylediği, katılanların Konya’ya gidip düğün merasimlerini yapmalarından sonra katılan …’in kardeşinin eşi olan mağdur …’i ve kızını da yanlarına alarak …’a döndükleri, katılan …’in eltisini de işyerine götürerek sanık ile tanıştırdığı, sanığın bu kez de mağdur …’e aynı büyülerin kendisinin üzerinde de bulunduğunu söylediği, bir süre sonra katılan …’in evine eşi ile birlikte tekrar gelen sanığın evdeki büyülerin etkisi altında kaldığını söyleyerek kendisinden geçtiği, ayıldığında göğsünün üst kısmında cinler tarafından yapıldığını söylediği birtakım izleri gösterdiği, ardından katılanın evinde bir kaç tane muska bulup bunları kalorifer kazanında yakması için katılan …’in oğluna verdiği, oğlunun geri geldiğinde bacağında çiziklerin oluştuğunu, canının biraz yandığını söylemesi üzerine sanığın evde büyü olduğunu, mağdur …’in kızının vücudunda önceden bulunan yaraların daha da büyüyeceğini, bunların çocuğu öldüreceğini söyleyerek kendi evlerinde kalmalarını istediği, o geceyi katılanlar … ve …’in çocukları ile birlikte, mağdur …’in de kızı ile birlikte sanığın evinde geçirdikleri, ertesi gün sanığın, mağdur … ve kızının üzerindeki büyünün kalkması için 41 gün kendisinin evinde kalmaları gerektiğini, bu sürede dua ederek büyüyü bozacağını söylediği, bunun üzerine mağdur … ile kızının sanığa ait evde kalmaya başladıkları, katılanın ise halihazırda oturdukları evden sanığın alt katındaki eve taşındıkları, bir kaç gün sonra sanığın annesinin rahatsızlandığı gerekçesi ile ….ya gittiği, bir hafta sonra …’a dönen sanığın annesinin anjiyo olacağı gerekçesi ile tekrar döndüğü Malatya’da olduğu sürede büyünün kalkması için katılan ve mağdurdan kendi hocaları aracılığıyla sadaka dağıtılacağını söyleyerek para istediği, katılan ve mağdurun da istenilen paraları sanığa havale ettiklerinin iddia edildiği somut olayda; katılan … tarafından 02.02.2009 ve 05.02.2009 tarihlerinde PTT havalesi ile sanığa para gönderildiğine ilişkin dekontlar incelendiğinde 05.02.2009 tarihli 4.900,00 TL bedelinde olan havalenin …’da oturan … adına
gönderildiğinin anlaşılması karşısında tanık olarak dinlenen …’nin sanıktan alacağı olduğu için bu paranın kendisine gönderildiğini, içerisinden 2.000,00 TL’yi kendisinin aldığını söylediği, buna karşın sanığın 21.02.2009 tarihli savunmasında havale masrafı ödememek için paranın …’nin hesabına gönderildiğini söyleyip aralarındaki borç ilişkisinden hiç bahsetmemesi, yine sanığın eşi olan …’in 02.02.2009 tarihinde saat 08.30 ile 17.30 arasında mesaide olduğu, 05.02.2009 tarihinde ise hafta izni nedeni ile çalışmadığının … Valililiği İl kültür ve Turizm müdürlüğü Müze Müdürlüğü’nün 06.05.2010 tarihli yazısı ile bildirilmiş olması, katılanların ve mağdurların aşamalarda değişmeyen beyanlarında sanığın büyü çözme hilesi ile sadaka olarak dağıtılmak üzere suça konu paraları aldığını söylemeleri karşısında sanığın üzerine atılı dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediği gözetilip mahkûmiyeti yerine hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.