YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/7764
KARAR NO : 2015/1863
KARAR TARİHİ : 03.02.2015
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu görevlileri ile ilişkisi olduğundan bahisle bir işin gördürüleceği vaadiyle dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158. maddenin İkinci fıkrasında yer alan bu düzenlemeyle failin, kamu görevlileriyle ilişkisi olduğunu, onlar nezdinde hatırı sayıldığını ileri sürerek ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin etmesi nitelikli dolandırıcılık kabul edilmektedir. Suçun maddî unsuru, kamu görevlileri yanında hatıra sayıldığının, onlarla ilişkisi bulunduğunu iddia ederek yapılacak aracılık karşılığında kamu görevlisine verilmek üzere para veya başkaca menfaat almak, kabul etmektir.
Kamu görevlisi, TCK madde 6’da tanımlanmış ve açıklanmıştır. Bu suçun meydana gelmesi için, suç konusunun resmî nitelikte bir iş olması ve failin kamu görevlileriyle ilişkisi olduğundan bahsederek dolandırıcılık eylemini gerçekleştirmesi gerekir. Faildeki ahlaki kötülüğün yalnız başkalarını dolandırmakla kalmayıp, aynı zamanda kamu görevlilerini şüphe altına sokmasındaki vahameti suçu nitelikli hâle getirmiştir.
Bu iddia yapıldığında o kamu görevlisinin gerçekten var olup olmadığı yada o işi yapmaya yetkili bulunup bulunmadığının bir önemi yoktur. Ancak nüfuzdan faydalanacağı söylenen kişinin kamu görevlisi olması gerekir. Kamu görevlisi sayılmayan bir kişiyle ilişkisinden dolayı bir yarar sağlanması halinde bu nitelikli hal uygulanmayacaktır. Kamu görevlisinin taraflarca tanınan ve bilinen bir görevli olması aranmaz. Asıl olan tarafların anladıkları ve anlattıkları memurun makam olarak belirlenebilen bir görevli olmasıdır. Failin mağdurdan sağladığı çıkarı “….Başsavcısına, …kaymakamına vereceğim” şeklindeki beyanında başsavcının, kaymakamın kişi, makam ve görev olarak yeterince belirliliği bulunmaktadır. Failin belirli bir memur yanında hatırı sayıldığından bahsedilmeksizin, bakanlardan, milletvekillerinden, hakimlerden tanıdıkları olduğu ve işi halledeceğini söyleyerek çıkar sağlanması halinde basit dolandırıcılık söz konusu olacak ve TCK’nın 158/2. maddesi uygulanamayacaktır. Keza failin, belli bir memur yanında hatırı sayıldığından söz etmeksizin kendisini kamu kurumunda görevli (müfettiş, genel müdür vb.) olarak tanıtıp müştekinin tayinini yaptırabileceğini söylemesi halinde eylemi basit dolandırıcılık suçunu oluşturacaktır.
Kamu görevlisine gerçekten ve onun bilgisi içinde çıkar sağlanmış ise eylem rüşvet suçunu oluşturacaktır.
Sanık … ile diğer sanık …’ın suç tarihinde birlikte yaşadıkları, sanık… ilçesinde polis memuru olarak görev yaptığı sırada, birlikte çalıştığı ve katılanın kayınbiraderi olan …’ye işe yerleştirilecek kişi varsa yardımcı olabileceğini söylediği, tanık Hamza’nın da bu hususu katılana ilettiği, katılanın orman mühendisi olan oğlu …’ın işe yerleştirilmesini sağlamak amacıyla sanık İbrahim ile telefonla görüştüğü, sanık İbrahim’in, diğer sanık …’nin Ankara’da bakanlık müsteşarının sekreteri olduğunu söyleyerek, oğlunu işe yerleştirmek için bir kısım masrafların olabileceğini belirtip katılandan 6000 TL istediği, katılanın ilk aşamada 3.000 TL vermeyi kabul ettiği ve sanık İbrahim’in yönlendirmesiyle bu miktar parayı diğer sanık … adına havale yoluyla gönderdiği, daha sonra sanık …’nin katılanı telefonla arayarak hediye alınması gerektiğini bildirip 2.500 TL daha istediği, katılanın da sanık İbrahim ile görüşüp bu parayı vermek istemediğini belirttiği; ancak, sanık İbrahim’in “Oğlunun işinin olmasını istiyorsan bu parayı vermen gerekir.” demesi nedeniyle sanık …’nin hesabına 2.500 TL daha havale ettiği, daha sonra sanık …’nin tekrar katılanı arayarak, oğlu …’ın KPSS’de yeterli puanı alamamış olması nedeniyle ÖSYM merkezindeki görevlilere para verilmesi gerektiğini belirttiği, bunun üzerine katılanın sanığın hesabına 4.000 TL havale ettiği, kamu personel alımları açıklandığında oğlunun işe yerleştirilemediğini öğrenen katılanın sanıklar hakkında şikayetçi olduğu şeklindeki somut olayda;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-5237 sayılı TCK’nın 158. maddesinin 2. fıkrasındaki nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, failin ismen söylemese bile kimden söz edildiğini karşı tarafın anlayacağı şekilde makamı, rütbesi, ünvanı ve lakabını söylediği kamu görevlilerini tanıdığını, hatırının sayıldığını, işini yaptıracağını söyleyerek mağduru kandırması gerektiği, somut olayda ise; sanıkların, soyut olarak bir bakanlık müsteşarı ve ÖSYM görevlilerini tanıdıklarını söyleyerek iş bulma karşılığında katılandan menfaat temin etmeleri şeklindeki eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde yer alan basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, aynı kanunun 158/2. maddesi gereğince hüküm kurulması,
2-Sanıkların, aynı suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda katılandan menfaat temin etmeleri nedeniyle, haklarında 5237 sayılı TCK’nın 43/1. maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı kanunun 326/son maddei gereğince ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkın gözetilmesine, 03/02/2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.