Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/828 E. 2014/14575 K. 15.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/828
KARAR NO : 2014/14575
KARAR TARİHİ : 15.09.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/304225
MAHKEMESİ : Ankara 20. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 14/10/2010
NUMARASI : 2010/142 (E) ve 2010/1206 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Kendisini müteahhit olarak tanıtarak sözde yeni inşaatına başlayacağı bir binadan daire vereceğini vaat eden sanığın, bu duruma inananan katılandan bir miktar parasını aldığı; ancak söz konusu binaya başlamadığı gibi katılandan aldığı parayı da iade etmeyerek haksız menfaat temin ettiğinin iddia edildiği olayda;
1-Sanığın gerçekte müteahhit olup olmadığı ve bu şekilde inşaatlar yaparak satıp satmadığı, daha önce başkaları ile bu şekilde bir ticari ilişki içerisine girip girmediğinin öğrenilmesi, katılanın ifadesinde geçen ve sanığın vaat ettiği inşaatın yapılacağı arazinin gerçekte var olup olmadığının da tespit edilerek, sanığın katılana yönelik ne şekilde hileli hareketlerde bulunarak haksız menfaat temin ettiği, aralarında yapılan sözleşme içeriği de dikkate alınarak sanığın vaatte bulunduğu iş ile ilgili olarak gerçekten yetkili bir kişi olup olmadığı hususlarının somut bir şekilde tespit edilip açıklığa kavuşturulmasından sonra ve toplanan delilere göre somut olayda dolandırıcılık suçunun unsurlarının ne şekilde oluştuğunun karar yerinde tartışılarak sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden eksik inceleme sonucunda ve yetersiz gerekçelere dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-Kabule göre de;
a-Hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini,
b- 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunma haklarından yoksunluğun ”sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindeki kişiler yönünden ise söz konusu hak yoksunluklarının hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceğinin gerektiği gözetilmeden kanundaki düzenlemeye aykırı olarak yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.