Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/8893 E. 2015/21934 K. 04.03.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/8893
KARAR NO : 2015/21934
KARAR TARİHİ : 04.03.2015

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Sanık … hakkında verilen hükme yönelik temyiz incelemesinde;
Sanığın yokluğunda verilip 17/02/2011 tarihinde tebliğ olunan 24/01/2011 tarihli mahkumiyet hükmüne yönelik, sanık müdafiinin yasal süresi geçtikten sonra yaptığı, 28/02/2011 tarihli temyiz inceleme başvurusunun, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Sanık … hakkında verilen hükme yönelik temyiz incelemesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Katılanın olay günü işlettiği bakkal dükkanında bulunduğu sanıkların işyerine geldiği, bayan şüphelilerin katılana fal bakıyoruz, baktırmak ister misiniz diye sordukları, katılanın kabul etmesi üzerine birlikte sanıkları alıp evine götürdüğü, sanıkların yumurta falına baktıklarını söyleyerek yumurta istediği, katılanın getirdiği yumurtayı kıran sanığın “senin oğlunun adı… eşinin adı da … midir” diye sorduğu, katılanın doğrulaması üzerine sanığın “senin oğlun …akşam saat 19:00’a kadar ölecek, ölmesini istemiyorsan evde oğlunun ne kadar birikimi varsa getir, onları okuyup üfleyeceğim” dediği, sanığa oğlunun ve eşinin isimlerini bilmesi nedeniyle inanan katılanın evde bulunan değerli eşyaları poşete koyarak sanıklara verdiği, sanıkların altınları okuyup katılanın başına koymasını ve yerine götürüp bırakmasını söylediği, sanıkların dışarıya çıktıkları,”sen bekle, biz köyü dolaşıp geleceğiz, daha sonra büyü yapanın fotoğrafını sana göstereceğiz” diyerek katılanın yanından ayrılarak bir daha dönmedikleri böylece dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılık suçunu işledikleri iddia edildiği olayda, dolandırıcılık suçunun fal bakmak ve altınları okuyup üflemek suretiyle işlenmesi karşısında; eylemin, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 158/1-a maddesinde öngörülen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdirinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi yerine, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı sair yönleri incelenmeksizin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 04/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.