Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/9831 E. 2015/23996 K. 21.04.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/9831
KARAR NO : 2015/23996
KARAR TARİHİ : 21.04.2015

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği,fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun,kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle işlenmesi TCK’nın 158/1-b bendinde,bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak kabul edilmiştir.Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlar, başkalarına güven duymaya,sığınmaya en fazla ihtiyaç duyduğu anlardır. Kişinin örneğin doğal bir afete veya trafik kazasına maruz kalmasından ya da hastalığı yüzünden içine düştüğü çaresizlikten yararlanılarak aldatılması daha kolaydır. Zor ve tehlikeli durumda olduğunu söyleyerek menfaat sağlanması, acıma ve yardım duygularının kötüye kullanılması suretiyle suçun işlenmesindeki kolaylık nedeniyle bu hâl ağırlaştırıcı neden sayılmıştır. Bir yakınının hastanede,karakolda, cezaevinde, vb, zor veya tehlikeli bir durumda olduğundan bahisle, ona götürülmek üzere para ve eşya olarak mağduru dolandıran kimse, onun, merhamet, acıma, yardıma koşma, korku ve telaşa kapılma duygularını sömürmektedir. Tehlikeli durumun gerçekte var olmadığı halde mağdurun buna inandırılmış olması nitelikli halin uygulanması için yeterlidir. Yalanda olsa mağdur gerçekte düşmüş olabileceği tehlikeli durum veya zor şartlar içine düşmekte ve o durumun gerektirdiği ruhsal ve psikolojik tepkilerle hareket etmektedir.

Sanığın, katılana kendisini avukat olarak tanıttığı, katılanın oğlu olan … yargılandığı ve hapis cezasına mahkum olduğu dava dosyasını Yargıtay’da bozduracağını vaat ederek katılandan değişik tarihlerde ve muhtelif şekilde para ve çekler aldığı, sanığın bu şekilde üzerine atılı suçu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanık, tanık ve katılan beyanları ile tüm dosya kapsamına göre atılı suçun sanık tarafından işlendiği anlaşılmakla hakkında verilen mahkumiyet kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a-5237 sayılı TCK’nın 158/1-b maddesinde öngörülen nitelikli dolandırıcılık suçunun gerçekleşebilmesi için, sanığın, katılanın “içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan” yararlanmak suretiyle haksız bir yarar elde etmesi gerekmekte olup; sanığın, katılana kendisini avukat olarak tanıtarak, oğlu hakkında bir suçtan verilen 15 yıl hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmünü Yargıtay’da bozdurarak tahliye edilmesini ve dosyasını Ödemişten … alınmasını sağlamak için para ve çek alarak haksız çıkar sağlaması şeklinde gerçekleşen somut olayda, oğlunun bir suçtan mahkûm olup cezaevinde olmasının, katılan yönünden “tehlikeli durum veya zor şart olarak” kabul edilmesi olanaklı olmadığı dolayısıyla sanığın TCK’nın 157 maddesinde tanımlanan basit dolandırıcılık suçunu işlediği gözetilmeksizin, unsurları oluşmayan 5237 sayılı TCK’nın 158/1-b maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi,
b-Sanığın, TCK’nın 53. maddenin (1) numaralı fıkrasının (c) bendindeki hak ve yetkileri kullanmak yönündeki yoksunluğunun, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından “koşullu salıverilmesine kadar” diğer kişiler yönünden ise, “hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar” sürmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son maddesi gereğince kazanılmış hakkın gözetilmesine, 21.04.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.