YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/15443
KARAR NO : 2014/15610
KARAR TARİHİ : 25.09.2014
Dolandırıcılık suçundan sanık … hakknıda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 157/1. maddesi gereğince cezalandırılmasına dair Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 17.06.2010 tarihli ve 2009/662 esas, 2010/401 karar sayılı karar aleyhine vaki temyiz istemi üzerine bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.11.2012 tarih ve 2010/319142 sayılı tebliğnamesi ile dairemize gönderilmiş, Dairemizin 19.06.2014 tarih ve 2012/19514 Esas 2014/12413 sayılı kararıyla dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün onanmasına karar verilmiştir.
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine anılan Kanunun 99. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan itiraz üzerine;
Dosya incelenerek gereği düşünüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden KABULÜNE,
Dairemizin 19.06.2014 tarih ve 2012/19514 Esas 2014/12413 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Katılanın kızı olan … …’in Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/493 Esas 2009/36 Karar sayılı ilamı ile nitelikli yağma suçundan hapis cezası ile cezalandırıldığı ve bu duruma üzülen katılanın, kızının daha az ceza alması için neler yapabileceğini araştırdığı sırada, komşuları olan …’in erkek arkadaşının annesinin davası ile ilgili olarak yardımcı olacağını, istemeleri halinde kendilerine de yardımcı olup olamayacağını sorabileceğini söylemesi üzerine telefonda görüşüp sanığın bu iş için 3.500,00 TL para istediğini iletmesi üzerine katılanın tanık … ve annesi olan …’in de maddi katkısıyla bu parayı toplayarak iki seferde tanık …’in aracılığıyla sanığa verdiği, parayı alan sanığın bir daha katılanı aramadığı, ortadan kaybolduğu somut olayda; sanığın araç kiralama işi ile uğraştığını, ekonomik sıkıntıya düşünce tanık …’ten 3.500,00 TL borç para aldığını savunmasına karşın gerek …’in, gerek kızı …’in katılanın beyanları ile örtüşen yeminli anlatımlarında sanığın katılanın kızının aldığı hapis cezasının süresini indirtmek amacıyla para istediği beyan etmeleri karşısında sanığın bir kamu görevlisinin nezdinde hatırının sayıldığından bahsetmeksizin sadece tanıdığı savcıların bulunduğunu söylemekten ibaret eyleminin TCK’nın 157/1. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunun temel şeklini oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiş, bu yönde bozma isteyen tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.
Sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas mahkumiyeti bulunduğu halde TCK’nın 58. maddesinin uygulanmaması, bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazının reddine, ancak;
TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan hak ve yetkileri kullanmak yönündeki yoksunluğun aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımluk yetkileri açısından koşullu salıverilmeye kadar, üst soyu ile diğer kişiler yönünden ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar sürmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi
uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” cümlesinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 25.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.