YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/16671
KARAR NO : 2014/15636
KARAR TARİHİ : 29.09.2014
Tebliğname No : 15 – 2013/90320
MAHKEMESİ : Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 24/01/2013
NUMARASI : 2012/92 (E) ve 2013/6 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanıkların, katılana ait Keresteciler Sitesi’nde bulunan işyerine geldikten sonra sanık A.. Ç..’in, kendisini “A..D..” olarak tanıttığı ve adresini de belirterek, bakliyat üzerine bir işyerinin bulunduğunu ve B.. Köyü’nde inşaat yapacaklarını söyleyip, söz konusu inşaatta kullanmak üzere kereste alacaklarını beyan ederek katılanla anlaştıkları, sanık Ahmet’in anlaşmış olduğu kerestelere karşılık 9.000 TL bedelli, keşide tarihi kısmı tahrif edilmiş ve müşteri çeki olduğunu beyan etmek suretiyle “A.. D..” ismiyle ciro edip imzalayarak katılana verdiği, sanıkların temin ettikleri kamyona söz konusu kerestelerin yüklemeye başladıkları, katılanın, yapılan tahrifat nedeniyle çekten şüphelendiği ve sanığın kendisine ait olduğunu beyan ettiği bakliyat paketleme dükkanının bahsettiği gibi bir işyerinin olmadığını öğrendiği, geri döndüğünde sanık Ahmet’in bu kez diğer sanık Nusret’e, işyerinin yerini katılana göstermesi talimatını verdiği, katılanın, sanık Nusret ile birlikte işyerine bakmak tekrar gittikleri, sanık Nusret’in, herhangi bir işyerini, Ahmet’in işyeri olarak gösterip döndüklerinde, sanık Ahmet’in ve kerestelerin yüklendiği kamyonun işyerinden ayrılmış olduğunu gördükleri, durumdan iyice şüphelenen katılanın, Nusret’e arabayı park edip işyerine gelmesini söyleyerek araçtan indiği sırada sanık Nusret’in hızlı bir şekilde aracını hareket ettirerek olay yerinden kaçtığı, çek üzerinde yapılan kriminal incelemede, çekin keşide yerinin tahrif edildiğinin ve bu nedenle aldatma kabiliyetinin
bulunduğunun belirlendiği, böylece sanıkların eylem ve fikir birliği içinde hareket ederek nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda,
1-Suçun işlenmesinde, bankanın maddi varlığı olan çekin kullanılmış olması karşısında, sanıkların, TCK’nın 158/1-f maddesinde öngörülen bankanın araç olarak kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek basit dolandırıcılık suçundan hüküm kurularak eksik ceza tayini,
2-Kabule göre de; 5237 sayılı TCK’nın 52/4 maddesine göre; kararda, para cezasının on eşit taksitle ödenmesine karar verildiği halde, taksit aralığının açık bir şekilde gösterilmemiş olması,
3-Tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’ nın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca sonuç ceza miktarı yönünden sanıkların kazanılmış haklarının saklı tutulmalarına, 29/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.