YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/17487
KARAR NO : 2014/18851
KARAR TARİHİ : 13.11.2014
Tebliğname No : 15 – 2013/89074
MAHKEMESİ : Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 13/06/2012 Asıl karar 30/10/2012 Ek karar
NUMARASI : 2011/164 (E) ve 2012/204 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs; resmi belgede sahtecilik
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Muhatap yerine tebligatı alan 10/02/1995 doğumlu oğul (üvey) Yiğithan’ın tebliğ tarihinde onsekiz yaşından küçük olduğu, bu nedenle tebliğin Tebligat Kanunun 22. maddesi uyarınca usulsüz bulunduğu tespit edildiğinden; sanığın 12/10/2012 tarihinde öğrenme üzerine sanığın 19/10/2012 havale tarihli dilekçesiyle vaki temyizinin yasal süresi içinde olduğu kabul edilerek, mahkemenin 30/10/2012 tarihli “temyiz isteminin süre yönünden reddine” ilişkin ek kararı kaldırılarak” yapılan incelemede;
Sanık hakkında TCK’nın 158/1-f-son maddesi hükmüne göre; üç yıldan az hapis ve çek bedeli belli olmakla bu miktarın iki katından az olmayacak biçimde tam gün birim sayısının belirlenerek temel cezalar takdir olunması gerekirken “Nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs” suçu açısından eksik ceza tayini isabetsizlikleri aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de,birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Gerçek kişi N. K.’in, katılan bankanın Nallıhan şubesi nezdinde bulunan (eşi Osman’a çeklerini düzenleme yetkisini 27/12/2002 tarihli vekaletnamesiyle verdiği) hesabından düzenlenmiş gibi görünen, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında alınan 17/06/2010 ve 08/06/2012 tarihli bilirkişi raporlarına göre; tamamen sahte üretilmiş olmakla birlikte aldatıcılık kabiliyetini haiz 26/02/2010 keşide tarihli, 3179707 seri no’lu 24.500 TL bedelli, namına yazılı suça konu çek yaprağını birinci ciranta sıfatıyla 08/01/2010 tarihinde ilgili bankanın Kızılay şubesine ibraz eden sanığın eylemlerinin “nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs” ve “resmi belgede sahtecilik” suçlarını oluşturduğu iddia olunan somut olayda;
I)”Nitelikli dolandırıcılık” suçundan verilen “mahkumiyet” hükmüne yönelen sanığın temyiz itirazlarının incelenmesine;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,
II)”Resmi belgede sahtecilik” suçundan verilen “mahkumiyet” hükmüne yönelen sanığın temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Suça konu çek yaprağında kambiyo senedi vasfı kazanması açısından zorunlu unsurlardan biri olan “keşide yeri” yazılı bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılmakla; sübut bulan eylemin “Resmi belgede sahtecilik” suçunu değil TCK’nın 207. maddesinde tanımlanan “özel belgede sahtecilik” suçunu oluşturacağı nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13/11/2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.