Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/17805 E. 2014/17171 K. 23.10.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/17805
KARAR NO : 2014/17171
KARAR TARİHİ : 23.10.2014

Tebliğname No : 15 – 2014/282990
MAHKEMESİ : Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 18/12/2012
NUMARASI : 2012/397 (E) ve 2012/414 (K)
SUÇ : Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için,eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Sanıkların resmi nikahlı eş oldukları, kendileri ve çocukları adına temin ettikleri ele geçirilemeyen yeşil kartları tedavide ve sonrasında doktor tarafından yazılan ilaçların alınmasında kullanmaları sonucu sanık Emrullah’ın 173,50 TL eczane, 1.088,18 TL hastahane, sanık Hanife’nin 90,89 TL eczane, 92,90 TL hastahane, sanıkların müşterek çocukları Eyüp’ün 52,77 TL eczane, 273,30 TL hastahane; Ahmet’in, 207,21 TL eczane, 196,86 TL hastahane ve Gönül’ün, 96,67 eczane, 145,59 TL hastahane giderinin oluştuğu, bu şekilde sanıkların üzerlerine atılı nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda,
Gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması açısından, İl Sağlık Müdürlüğü tarafından gönderildiği belirtilen listede sanıkların ismi ile yapılan harcamanın esas alınarak soruşturma başlatıldığı, dosya kapsamına göre, kullanılan yeşil kartın sahte olduğu veya usulsüz olduğuna dair bir iddiaya rastlanmadığı gibi bu husustaki bir belgenin de dosya içine konulmadığı ve sanık Emrullah’ın, yeşil kart bürosuna gidip başvuruda bulunduğunu, kimseye para vermediğini usulüne uygun olarak yeşil kartları çıkartıp kullandıklarını, suçsuz olduklarını belirttiği dikkate alınarak, yeşil kartı veren ilgili kuruma yazı yazılarak, kullanıldığı belirtilen kartların ne şekilde sahte olduğu veya usulsüz alındığı hususlarının sorulması, bunlara dair belgelerin ve varsa yeşil kart dosyası ile sigorta dosyasının onaylı suretinin istenerek dosyamız içine konulması, yine ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu’na yazı yazılarak, sanıkların, suça konu yeşil kartlarla hangi tarihte ve ne şekilde tedavi gördükleri, hastaneye hangi şikayetle geldikleri, poliklinik veya acilden giriş yapıp yapmadıkları, tedavi sırasında hangi yeşil kartı kullandıkları ve bu sırada sigortalı olup olmadıkları, söz konusu kartların, tamamen sahte mi yoksa ilgili kuruma sahte belgelerle başvuru yapılarak mı alındığı, hastaneye tedavi için başvuru yapıldığında, yeşil kartların sistemde sorgulanıp sorgulanmadığı ile tamamen sahte olan ve sistemde bir karşılığı bulunmayan yeşil kartların ne şekilde tedaviye esas alındığı hususlarının sorulması ve ilgili belgelerle birlikte hastane tedavi evraklarının onaylı suretlerinin istenerek dosya içine konulması, suç tarihinde sanıkların, ekonomik ve mali durumlarına göre yeşil karta ihtiyacı bulunup bulunmadıklarının ve hukuken yeşil kart alabilecek durumda olup olmadıklarının ilgili kurumlardan sorulması, Sağlık Bakanlığı vekili tarafından verilen temyiz dilekçesinde; M. G. isimli kişinin sahte kartları düzenlediğini, bu hususta aynı mahiyette bir çok dosyanın bulunduğunu belirtmekle, M. G. isimli kişi hakkında bir soruşturma veya kovuşturma bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa söz konusu dosyaların bu dosyayla birleştirilmesinin sağlanması, böyle bir soruşturma bulunmuyor ise, adı geçen kişinin açık kimlik bilgileri ve adresinin araştırılarak bulunması halinde ifadesinin alınması, yapılan sahtecilik eylemleri hakkındaki bilgisi ve sanıklarla olan irtibatının sorulması, her ne kadar yeşil kartların ele geçirilemediği belirtilmiş ise de, bu hususta hiçbir araştırma yapılmadığı dikkate alınarak, yeşil kartların nerede olduğunun araştırılması, suç tarihinden sonra aynı kartlarla başka yerlerde tedavi olup olunmadığının belirlenmesi, sahteciliğin, yeşil kartlara esas belgelerde yapıldığının iddia edilmesi halinde de, bu belge asıllarının getirtilmesi ile sanık,
M. G. ile ilgili diğer kişilerin yazı ve imza örneklerinin alınarak, sahteciliğin kim tarafından yapıldığı ve ne şekilde yapıldığı hususunda bilirkişi raporu alınması, sanıkların, varsa başkaları tarafından yapılan sahteciliği bilip bilmediklerinin tespit edilmesi, bütün delillerin toplanmasından sonra sonucuna göre, gerçekte bir sahtecilik olup olmadığı, sahteciliğin kim tarafından yapıldığı, sanıkların suç işleme kastıyla hareket edip etmedikleri ve kurum zararı bulunup bulunmadığı hususlarının karar yerinde tartışılarak, sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.10.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.