Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/2940 E. 2014/4313 K. 10.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/2940
KARAR NO : 2014/4313
KARAR TARİHİ : 10.03.2014

Tebliğname No : 15 – 2013/199038
MAHKEMESİ : Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 26/02/2013
NUMARASI : 2012/365 (E) ve 2013/69 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın,158. maddenin İkinci fıkrasında yer alan bu düzenlemeyle failin, kamu görevlileriyle ilişkisi olduğunu, onlar nezdinde hatırı sayıldığını ileri sürerek ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin etmesi nitelikli dolandırıcılık kabul edilmektedir. Suçun maddî unsuru, kamu görevlileri yanında hatıra sayıldığının, onlarla ilişkisi bulunduğunu iddia ederek, yapılacak aracılık karşılığında kamu görevlisine verilmek üzere, para veya başkaca menfaat almak, kabul etmektir.
Kamu görevlisi, TCK madde 6’da tanımlanmış ve açıklanmıştır. Bu suçun meydana gelmesi için, suç konusunun resmî nitelikte bir iş olması ve failin kamu görevlileriyle ilişkisi olduğundan bahsederek dolandırıcılık eylemini gerçekleştirmesi gerekir. Faildeki ahlaki kötülüğün, yalnız başkalarını dolandırmakla kalmayıp, aynı zamanda kamu görevlilerini şüphe altına sokmasındaki vahameti, suçu nitelikli hâle getirmiştir.
Bu iddia yapıldığında, o kamu görevlisinin gerçekten var olup olmadığı, ya da o işi yapmaya yetkili bulunup bulunmadığının bir önemi yoktur. Ancak nüfuzdan faydalanacağı söylenen kişinin kamu görevlisi olması gerekir. Kamu görevlisi sayılmayan bir kişiyle ilişkisinden dolayı bir yarar sağlanması halinde bu nitelikli hal uygulanmayacaktır. Kamu görevlisinin taraflarca tanınan ve bilinen bir görevli olması aranmaz. Asıl olan tarafların anladıkları ve anlattıkları memurun makam olarak belirlenebilen bir görevli olmasıdır. Failin mağdurdan sağladığı çıkar … Başsavcısına … kaymakamına, vereceğim şeklindeki beyanında Başsavcının, Kaymakamın kişi, makam ve görev olarak yeterince belirliliği bulunmaktadır. Failin, belirli bir memur yanında hatırı sayıldığından bahsedilmeksizin, bakanlardan, milletvekillerinden, hâkimlerden, tanıdıkları olduğu ve işi halledeceğini söyleyerek çıkar sağlanması halinde basit dolandırıcılık söz konusu olacak ve TCK’nın 158/2. maddesi uygulanamayacaktır. Keza, failin, belli bir memur yanında hatırı sayıldığından söz etmeksizin kendisini Kamu kurumunda görevli (müfettiş, genel müdür vb.)olarak tanıtıp müştekinin tayinini yaptırabileceğini söylemesi halinde eylemi, basit dolandırıcılık suçunu oluşturacaktır.
Kamu görevlisine gerçekten ve onun bilgisi içinde çıkar sağlanmış ise eylem rüşvet suçunu oluşturacaktır.
Somut olayda; sanığın katılanlardan Erman ile kendisini eski TBMM başkanı Ö.. İ. nin yeğeni olduğunu, kendisinin de Dış Ticaret Müsteşarlığında eksper olup çevresinin geniş olmakla, kendilerini sözleşmeli eleman olarak işe aldırabileceğini söyleyerek para alması, daha sonrada Erman’dan olayı duyan diğer katılanlardan R.. A.., M.. A.. ve İ.. K.. ile aynı şekilde görüşerek iş bulacağı vaadiyle menfaat sağladığı, bu kişiler dışındaki katılanların ise Erman ile görüşüp onun tarafından sanığın iş bulduğuna dair beyanına göre Erman”a evrak ve paraları vermeleri, sanığın bu kişilerden bazılarıyla telefonla görüşmesi şeklinde gerçekleştiği iddia edilen olayda,
1-) Dosya içeriğine katılanların anlatımları ve sanık savunmasına göre, sanığın katılanlardan E.. İ.., R.. A.., M.. A.. ve İ.. K.. ile doğrudan görüşüp,kendisinin eski TBMM başkanı Ö.. İ..’nin yeğeni olup kendilerini işe yerleştireceği vaadiyle para alması yanında, diğer katılanların da sanığın iş bulacağını duyarak sanıkla ve katılan Erman ile temas kurmak suretiyle görüşerek işe girebilmek için sanığa evrak ve para vermelerinde, sanığın Ö.. İ..’den zaten eski meclis başkanı diye söz etmesi yanında, bu kişinin meclis başkanlığının 2002 ve öncesine ait olup suç tarihinin de 2011 sonrası olması karşısında, suç tarihi itibariyle Ö.. İ..’nin kamu görevlisi olmadığı, sanığın da görevde bulunan kişi adı kullanarak iş bulma vaadinde bulunmadığı hususunun sabit olduğunun anlaşılması karşısında, sanığın oluşu kabul edilen eylemlerinde TCK’nın 158/2 maddesinin unsurları itibariyle oluşmadığı, tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye bu kısım itibariyle iştirak edilmemiş olup, sanığın tüm katılanlara karşı eyleminin basit dolandırıcılık suçu vasfında bulunduğunun gözetilmemesi suretiyle yazılı şekilde TCK’nın 158/2 maddesi uyarınca hüküm kurulması,
2-)Katılanlardan M.. K.. eşi katılan E.. K.. için, katılan E.. İ..’ın eşi F.. İ.. ve kardeşi M.. B.. K.. için aynı zaman dilimi içinde sanıkla görüşülmüş olması ve TCK’nın 43/2 maddesinin ‘aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da birinci fıkra uygulanır’ düzenlemesi karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10/03/2014 tarihinde oy birliği ile karar verildi.