YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/8741
KARAR NO : 2015/326
KARAR TARİHİ : 14.01.2015
MAHKEMESİ :Ağır ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; sanık Vesile’nin, yanındaki kimliği tespit edilemeyen başka bir arkadaşı ile birlikte katılan, …’nin evine geldiği, katılana “sende büyü var, elime bir parça tuz koy da seni okuyayım” dedikleri, “seni yattığın yerde okumamız gerekiyor” demeleri üzerine, şahısların hep beraberce katılanın yatak odasına geçtikleri, katılanı yatağa yatırdıkları, tuza bakarak bir şeyler okudukları, katılana: “40 taş 40 kancalı iğne arapça kuran okuyacaksın, kolundaki bilezikleri ve takıları çıkarıp çorabın içine koyacaksın, şohbene tutup başını yıkayacağız” dedikleri, katılanın çorabın içine koyduğu altıları aldıkları, 3 tane yastık istedikleri, üç yastığı üst üste koyup bez bağladıkları, yastıkların arasına altın dolu çorabı koydukları, katılanın etrafı göremeyeceği şekilde kafasını öne eğdirdikleri yaklaşık 20-30 dakika ovalamaya başladıkları, bu sırada altınları aldıkları, katılanın kadınların evden ayrılmalarından 10-15 dakika sonra kendine geldiği, kollarını kontrol ettiğinde 7 adet altın bilezik ile 1 çift küpe, yüzük ve altın kol saatinin kollarında olmadığını gördüğü, çalınan malların değerinin 2000 TL civarında olduğu, sanığın kimliği belirlenemeyen diğer şahısla olay yerinden kaçtığı şeklindeki eylemin 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hırsızlık suçundan hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanun’un 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 14.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.