Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2015/14191 E. 2015/30596 K. 02.11.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/14191
KARAR NO : 2015/30596
KARAR TARİHİ : 02.11.2015

Tebliğname No : KYB – 2015/298942

Dolandırıcılık suçundan sanık D.. G..’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-f-son, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 5 yıl 10 ay hapis ve 83.320,00 Türk Lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına dair Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesinin 25/12/2014 tarihli ve 2014/7 esas, 2014/85 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 20/08/2015 tarih ve 2015/16938/54311 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07/09/2015 tarih ve 2015/298942 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 17.02.2015 tarihli ve 2015/683 esas, 2015/20759 ve Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 09/02/2015 tarihli ve 2015/1061 esas, 2015/9593 sayılı ilamlarında ; Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten süjelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerektiği, bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkranın uygulanamayacağı yine 5237 sayılı kanun’un 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının,kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunda, nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılmasının yeterli olmadığı, ayrıca maddi varlığının da kullanılması gerektiğinin belirtilmesi karşısında, somut olayımızda sanığın telefonla müşteki M.. Ş..’i arayarak kendisini emniyetten aradığını savcıya bağlayacağını söylemek suretiyle hesaplarına yasa dışı örgütlerin girdiğinden bahisle 30.000,00-TL parayı sanık adına, 17.000,00 TL’yi ise diğer müşteki Ö… Ş… adına açılan banka hesabına havale ettirerek çektirmekten ibaret eylemde, sanığın telefonda görüşme yaparken kendisini polis veya Cumhuriyet savcısı olarak tanıtmasının, dolandırıcılık suçunun hile unsurunu oluşturacağı, ancak kamu kurumunun maddi varlığının olayda kullanılmadığı yine müşteki tarafından bankaya yatırılan paraların çekilmesinde bankanın ödeme aracı olarak kullanılması karşısında, sanığın eyleminin 5237 sayılı kanunun 157/1 maddesine uyan basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun bilinen adrese tebligatı düzenleyen 10. maddesinin 1. fıkrasına göre tebligatın, muhatabın bilinen en son adresine yapılacağı, 6099 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile eklenen aynı maddenin 2. fıkrasında ise, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edileceği ve tebligatın bu adrese yapılması gerekeceği belirtilmiş olup, incelemeye konu olayda, sanığın bilinen en son adresinin, 09.12.2014 tarihinde alınan savunmasında bildirdiği “….. merkez mahallesi, …… caddesi, No:…… /İstanbul” adresi olmasına karşın, kararın doğrudan bu adresten farklı olduğu anlaşılan adres kayıt sistemindeki adresine Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca tebliğ edilmesi karşısında yapılan tebligatın usulsüz olduğu; gerek bu eksikliğin söz konusu olması gerekse de sanığın yokluğunda verilen hükme karşı 16.04.2015 tarihinde vermiş olduğu dilekçesinde hakkında uygulanan cezaya ilişkin infazın durdurularak kendisine temyiz hakkı verilmesi yönündeki isteminin mahiyeti itibariyle aynı zamanda eski hale getirme talebi niteliğinde olması nedeniyle 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 311. maddesi hükmüne göre eski hale getirme talebi ile birlikte temyiz isteminde bulunulmuş olması halinde bu talebi inceleme merciinin Yargıtay’ın ilgili dairesi olmasına rağmen, Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesi’nin temyiz talebinin reddine ilişkin verdiği 22.04.2015 tarihli ek karar ile sonraki işlemlerin hukuki değerden yoksun olduğu; bu kapsamda hükmün henüz kesinleşmediği ve talebin temyiz incelemesine tabi olduğu anlaşılmakla, Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesi’nin 25.12.2014 tarih ve 2014/7-85 sayılı kararı kesinleşmediğinden kanun yararına bozma isteminin bu aşamada REDDİNE, sanığın eski hale getirme talebi ile birlikte temyiz inceleme isteği hakkında görüş içeren tebliğname düzenlendikten sonra incelenmek üzere ilgili dairesine gönderilmesi için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 02.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.