YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/8713
KARAR NO : 2015/26764
KARAR TARİHİ : 11.06.2015
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi,nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için,eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Sanıkların, Adana 5 Ocak Vergi Dairesine kayıtlı bulunan … İnşaat Şirketini 1995 yılında devralarak müşterek ortak oldukları, ancak adı geçen şirket 31.12.2000 tarihinde işini terk ettiği halde sanık …’in eşi … ile birlikte kendisini suç tarihleri arasında adı geçen şirkette çalışıyormuş gibi gösterdiği, bu süre içinde 2005 yılında 1.146,60 TL, 2006 yılında 28.20 TL, hastahane masrafı çıkardıkları, 15.07.2005 tarihinde iş göremezlik raporuna göre 1.525,92 TL aldıkları, sanık …’in faal olmadığı 09.11.2005 ile 20.05.2006 tarihleri arasında 201.42 TL ilaç masrafının olduğu, sanık …’in ise 01.05.2004 ile 31.03.2006 tarihleri arasında sigortalı olması nedeniyle kurumu zarara uğrattığı, ayrıca sanıkların haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen kişileri de 2001 yılında yanlarında çalışıyormuş gibi gösterdikleri, bu şekilde sanıkların fikir ve eylem birliği içinde hareket ederek üzerlerine atılı nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda,
Sanıkların ortak oldukları … İnşaat Şirketi’nin gerçek bir iş yeri olması, sanıkların aşamalarda değişmeyen ifadelerinde, söz konusu şirketin faaliyetine 31.12.2000 tarihinden sonrada devam ettirdiğini belirterek atılı suçlamayı kabul etmemeleri, adı geçen şirketin vergi dairesince vergi kaydının silinmiş olmasının şirketin hükmü şahsiyetini ortadan kaldırmaması, haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen tanıkların çoğunluğunun adı geçen iş yerinde çalıştıklarını beyan etmeleri, şirkette çalışan şahısların kısmen sigorta primlerinin yatırılması ve sanıkların atılı suçu işlediklerine ilişkin savunmaları aksine mahkumiyetlerine yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında, 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince müsnet suçtan sanıkların beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11.06.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.