YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/9472
KARAR NO : 2015/31076
KARAR TARİHİ : 10.11.2015
Tebliğname No : 15 – 2013/358511
İNCELENEN KARARIN;
MAHKEMESİ : Ankara 5. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 24/09/2013
NUMARASI : 2012/1221 (E) ve 2013/592 (K)
SANIKLAR : E.. Ö.., F.. D..
SUÇ : Mala zarar verme, hakaret, görevi yaptırmamak için direnme, alkol veya uyuşturucu maddenin etkisi altındayken araç kullanma
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1)Müştekilerin yaptığı temyiz talebinin incelenmesinde;
5271 sayılı CMK’nın 238.maddesi uyarınca, davaya katılma isteminde bulunmayan ve katılan sıfatını almayan müştekilerin hükmü temyiz yetkisi bulunmadığından, temyiz inceleme isteğinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması 1412 sayılı CMUK’nın 317.maddesi gereğince REDDİNE,
2)Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin incelenmesinde;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır.
Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar,kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup;bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu,seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla,cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil,görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle,kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse, fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 gün 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi, olayın gelişimi sırasında sanığın,cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’ nun “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Sanığın suçun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden kamu görevlilerine karşı görevlerini yaptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Sanıklardan Figen’in, alkollü biçimde araç kullanırken müşteki M.. O..’a ait araca çarpması üzerine sanık Ertan’ın araçtan inip müştekiye “senin aklını alırım” diyerek tehdit ettikten sonra kaza nedeniyle gelen polis ekibine kendisinin de polis olduğunu belirtip işlem yapmalarına engel oldukları, sanık Ertan’ın üstünde olan 2 adet silahın teslim edilmesini isteyen polis ekibine silahlarını vermemesi üzerine karakola götürülmek istendiklerinde de gitmemek için direndiği, götürüldükleri karakolda da sanık Ertan’ın saldırgan tavırlar sergilemeye devam ederek karakoldaki aydınlatma lambasını kırması üzerine nezarethaneye alındığında da görevli polis memurlarına hakaret ettiği iddia edilen olayda;
A) Sanık Figen hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
Sanığın, görevli polis memurlarına ne şekilde direndiğinin tam olarak belirtilmediği ve bu durumun dinlenen müşteki ve tanık beyanlarından da anlaşılmadığı mahkumiyete yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek mahkemenin beraatine dair kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,
B)Sanık Figen hakkında alkol veya uyuşturucu maddenin etkisi altındayken araç kullanma suçundan kurulan hüküm ve sanık Ertan hakkında mala zarar verme, hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde; a)Sanık Figen’in alkolmetre ile yapılan ölçümde 86 promil alkollü olduğunun ve aracı yanlış manevralar ile kullanarak kaza yaptığının tespit edildiği anlaşıldığından sanığın alkol veya uyuşturucu maddenin etkisi altındayken araç kullanma suçundan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde karar verilmesi,
b)Katılan beyanlarıyla uyumlu tanık beyanları ve tutanaklar gözetilerek sanık Ertan hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından mahkumiyeti yerine delil elde edilemediğinden beraatine karar verilmesi,
c)Sanık Ertan hakkında mala zarar verme suçu yönünden; 24/09/2013 tarihinde verdiği dilekçe ekinde sunduğu CD ile dosyadaki CD ve tutanaklar bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılarak rapor alındıktan sonra tanıklar G… A… ve S.. E..’in de beyanlarıda esas alınarak sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10/11/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.