YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/2673
KARAR NO : 2007/5513
KARAR TARİHİ : 20.09.2007
Mahkemesi :Asliye Hukuk (Tic.) Hakimliği
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, davacı vekili tarafından duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili avukat …. ile davalı vekili avukat… Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Taraflar arasında imzalanan 11.11.1998 günlü ve 3188 nolu sözleşme ile … Hazırlama Ünitesi yap-işlet devret modellerine ilişkin anlaşma yapıldığı, davacının 192.000 ton + %30 roş kromit cevheri, 45.000 ton + %30 jig fındık cevheri ve 120.000 ton + %30 briket roş kromit cevheri olmak üzere her yıl 357.000 tondan 6 yılda toplam 2.142.000 tonluk stok oluşturmayı taahhüt ettiği, bunun karşılığında da davalının davacıya 21.627.000 ABD Doları + KDV ödemeyi kabul ettikleri anlaşılmıştır.
Davacı şirket, işin yapım bölümünün tamamlanmasından sonra, işletme safhasında davalı tarafından yaklaşık on ay süreyle işin askıya alındığını sözleşmenin kendileri açısından çekilmez hale geldiğini ileri sürerek 24.02.2003 tarihinde sözleşmeyi feshetmiş ve açtığı eldeki davada 500.000 USD yatırım bedeli, 300.000 USD zarar ziyan karşılığı ve 200.000 USD kâr mahrumiyeti toplamı 1.000.000 USD.nin 07.03.2003 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekillerince verilen 08.12.2003 tarihli dilekçede ise talepler ıslah olunarak 500.000 USD yatırım bedeli ve masraflar 500.000 USD sözleşmenin geçerli olacağına inanılarak başkalarıyla sözleşme yapma fırsatını kaçırılması nedeniyle uğranılan zarar olmak üzere toplam 1.000.000 ABD dolarının tahsili ve teminat mektuplarının iadesi istenmiştir.
Davalı vekili cevabında; davacının tesisi işletmeye 6 ay içinde hazır hale getirdikten sonra 66 ay süreyle işleteceğini ve sonunda bedelsiz olarak davalıya devir edeceğini, çalışılamayan sürelerin işletme süresine ilave olunacağını, fesih halinde yatırım bedelinin davacıya ödeneceğine dair sözleşmede hüküm bulunmadığını, akdi fesheden davacının kâr kaybı talep edemeyeceğini, tesislerin, makine ve ekipmanların teslim alındığı haliyle geri verilmesi zamanında çıkabilecek farkların teminatlardan kesileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere ve alınan bilirkişiler kurulu raporuna dayanılarak; davacının sözleşmeyi imzaladığı tarihten sonra 23.11.1998’de iş yerinin kendisine teslim olunduğu imalât ve inşaat döneminin 70 günlük ilave süreyle yerine getirilip işletmeye başlandığı, ancak davalı şirketin 29.06.2001 gün ve 21/14 sayılı yönetim kurulu kararıyla ferro krom üretimi için gerekli olan kok kömürünün olmaması nedeniyle işin 01.07.2001 tarihi itibariyle bir ay süreyle durdurulduğu, bu arada özelleştirme yüksek kurulunca 15.10.2002 tarihinden itibaren işin 6 ay daha durdurma faaliyetlerinin uzatıldığı ve bunun üzerine akdin davacı tarafından feshedildiği, işin davalının içinde bulunduğu finansman sıkıntısından dolayı 01.07.2001 ilâ 30.04.2002 tarihleri arasında durdurulduğu bu süre içindeki durdurmalardan dolayı davalının kusurlu bulunduğu, davacının akdi fesihte haklı görüldüğü kabul edilerek ve davacının akitten döndüğü ve bu durumda tarafların sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca işin tasfiyesi gerektiği, alacaklı davacı sözleşme yapmasaydı sözleşmeden önceki duruma döneceği gerekçesiyle davanın 2.829.774 $ fiili zararının oluştuğu, menfi zarar kapsamında kaçırılan fırsatta 4.012.861 $ alacağı olduğu kabul edilerek ve taleple bağlı kalınarak her iki kalemden dolayı 500.000 $’ar olmak üzere toplam 1.000.000 $’ın dava tarihinden itibaren dolara bankalarca uygulanan en yüksek ticari banka faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, teminat mektuplarının davacıya iadesine, fazla hakların saklı tutulmasına karar verilmiştir.
Hüküm taraf vekillerince temyiz edilmektedir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalıya ait madenin işletilmesi için gerekli alt yapının davacı tarafından hazırlanarak madenin 66 ay süreyle davacı yanca işletilmesi ve süresi sonunda davalıya teslimine ilişkin sözleşmeden kaynaklanmıştır.
Davacı işin yapım bölümünü 70 günlük ek süre sonunda tamamlamış ve maden işletmeye açılmıştır. Dosya kapsamından madenin 22 aylık bir süre davacı tarafından işletildiği anlaşılmaktadır. Ancak, yeterli finansmanın bulunamaması kok kömürünün işletme için gerekli olup temin edilememesi ve daha sonra da özelleştirme idaresince verilen karar doğrultusunda 01.07.2001 tarihi ile akdin davacı tarafından feshedildiği 17.02.2003’e kadar işletme faaliyetinin askıya alındığı anlaşılmaktadır. Davacı bu süreç içerisinde madeni işletememiş sonunda akdi feshetmiştir. Belirtilen süreçte işin durdurulmasında davacıya atfedilecek bir kusur bulunmadığından akdin feshinde davacının haklı davalının ise haksız oldukları tartışmasızdır.
İşin fesihle son bulması nedeniyle de işin tasfiyesi ve tarafların zarar ve ziyanlarının yapılan imâlat için gerekli masrafların kanun ve yanlar arasında imzalanan sözleşmenin mutabık kalınan hükümleri uyarınca ödenmesi gerekir.
Her şeyden önce davacı akdin ifasına güvenerek madenin işletmesi için gerekli yapı, makine, eleman vs. masraflarını (fiilen harcanan) davalıdan talep edebilecektir.
Davacı dava dilekçesinde yatırım bedeli dışında istediği 500.000 USD’yi (300.000 zarar ziyan, 200.000 kâr kaybı) şeklinde açıklamış iken sonradan verdiği ıslah dilekçesinde 500.000 USD’lik ikinci bölüm alacağını sözleşmenin ifasına güvenilerek başkalarıyla sözleşme yapma fırsatının kaçırılmasından kaynaklanan alacak şeklinde nitelendirmiştir.
Gerçekten de BK’nın 106 ve 108’nci maddeleri uyarınca genel kural sözleşmeyi fesheden tarafın kâr kaybı alacağını talep edemeyeceği, bu alacağın müsbet zarar kapsamına girdiğidir. Sözleşmeyi haklı sebeplerle fesheden davacının menfi zarar kapsamına giren zarar kalemlerini alabileceği ortadadır. Bu zararlar davanın birinci bölümünü oluşturan, altyapı giderleri yani madenin işletilmeye açılabilmesi için davacı tarafından yapılan gerçek harcamalar ile, madenin çalışmasının askıya alındığı tarih ile akdin feshedildiği tarih arasında geçen süre için madende bulundurulan personele ödenen para, makine ve ekipmanların bakım ve onarım gibi masrafları ve madenin heran işletmeye hazır tutulabilmesi için zorunlu bulunan harcamalardır. Çalışılamayan dönemdeki bu harcamaların hiçbir kesintiye tâbi tutulmadan davacıya ödenmesi gereklidir.
Madenin işletmeye açılabilmesi için gerekli yapım giderlerine gelince; davacı madeni işletme süresi sonuna kadar çalıştırma imkânına sahip olsaydı, sürenin sonunda alt yapı ve makine ve sözleşmede belirlenen değerlerini bedelsiz olarak davalıya verecekti. Akit işletme süresinden önce feshedildiği için yapılan bu harcamaların da madenden çıkartılması gereken 2.142.000 ton madenin (davalının eksiltme yetkisi nedeniyle) % 70’ni teşkil eden 1.499.400 tonun davacının akdin feshine kadar ürettiği maden miktarına oranlanması ve bu oran dahilinde alt yapı giderlerinden düşürülmesi gereklidir.
Mahkemece alt yapı giderleriyle ilgili hesaplamada bu hususların nazara alınmamış olması doğru görülmemiştir.
Davacı alacağının ikinci bölümünü (ıslah yoluyla kaçırılan fırsat) adıyla istenen 500.000 USD oluşturmaktadır. Mahkemece bu kısım alacak da kabul edilmiştir. Yukarıda da değinildiği gibi, akdin feshi halinde işin tasfiyesi yapılıp tarafların birbirlerinden olan alacakları belirlenirken öncelikle sözleşmenin yasaya aykırı düşmeyen hükümleri ve yasa maddeleri gözetilmelidir. Yanlar arasında imzalanan sözleşmenin 13 ve 31’nci maddelerinde iş sahibi davalının tek taraflı olarak akdi bozabileceği ve bu fesih nedeniyle yüklenicinin tazminat isteyemeyeceği kabul edilmiştir. Herhangi bir neden göstermeden idareye tanınan fesih hakkının kullanılması durumunda talep edilemeyecek olan tazminatın davacı yüklenicinin akdi feshetmesi halinde de istenemeyeceği ortadadır. Davacı sözleşmenin bu hükümlerini kabul etmek suretiyle fesih halinde tazminat istemeyeceğini de benimsemiş olmaktadır. Şüphesiz kâr kaybı alacağı, mahrum kalınan tazminat bu maddelerin kapsamına girdiği gibi başka biriyle sözleşme yapma fırsatının kaçırılması nedeniyle istenen alacağın da kapsama dahil olduğu ortadadır. Sözleşmenin bu hükümlerinin yasanın amir düzenlemelerine aykırı bulunduğu düşünülemez. Esasen sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra yasada belirtilen süreler için de bu hükümlerin geçersizliği ileri sürülmemiş ve dava konusu edilmemiştir. Bu nedenlerle davacının sözleşmenin feshi nedeniyle talep edebileceği müsbet veya kaçırılan fırsat adıyla bir zarar istemi sözleşme hükümleri gereğince mümkün görülemez. O halde mahkemece yapılacak iş alacağın ikinci bölümünü oluşturan 500.000 USD ile ilgili talebin reddine karar vermek, birinci bölüm 500.000 USD’lik alacak ile alakalı olarak da yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulundan rapor alınarak davacı alacaklarını fesih tarihi itibariyle hesaplatıp hüküm altına almaktan ibarettir.
Yine teminat mektuplarının iadesi için sözleşmede belirtilen şartlar dikkate alınmalıdır.
Öte yandan mahkemece 3095 sayılı Kanuni faiz ve temerrüt faizine ilişkin kanunun değişik 4/a maddesi uyarınca, yabancı para borcuna sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranının uygulanması gerekirken (Dolara bankalarca uygulanan en yüksek ticari banka faizinin) uygulanmasına karar verilmesi de kanuna aykırı bulunmuştur. Karar belirtilen nedenlerle davalı yararına bozulmalıdır.
Davacının temyiz itirazına gelince; mahkemece davalı İdare yararına takdir olunan vekalet ücretinde hataya düşülmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, 500,00’er YTL duruşma vekillik ücretinin taraflardan alınarak karşılıklı olarak diğer tarafa verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden taraflara geri verilmesine, 20.09.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.