Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2006/3619 E. 2007/6679 K. 26.10.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/3619
KARAR NO : 2007/6679
KARAR TARİHİ : 26.10.2007

Mahkemesi :Asliye Hukuk Hakimliği

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı … ile davalı SS…. Yapı Kooparetifi başkanı …. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacı ve davalı temsilcisi dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği konuşulup düşünüldü:

– K A R A R –

Dava, BK’nın 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar istemine ilişkin olup, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 105.maddesi uyarınca alacaklının uğradığı zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu takdirde, borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini kanıtlamadıkça bu zararı dahi ödemekle mükelleftir.
Yasa koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiştir. Bu zararın karşılanması iki bölümde düşünülmüştür. Birinci bölüm, kanıtlanmadan tahsili talep edilecek zarar miktarıdır ki bu temerrüt faizidir. Diğer bir deyişle temerrüt faizi miktarınca alacaklının zarara uğradığı yasal bir karine olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında davacının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir.
Dava dilekçesinde ileri sürüldüğü gibi 1994 yılında doğan alacağın 2003 yılında tahsil edilmesi, alacak ve zararın normal faiz ödemesi ile karşılanmayan iddiası doğrudan davacının munzam zararını ifade etmeyen ekonomik konjektürel olgular olup, BK.105.maddesinde sözü edilen munzam zararın tazminini gerektirmez. Davacı temerrüt faizini aşan zararının mevcut olduğunu kanıtlayamamıştır. Yüksek enflasyon, döviz kurundaki ve altın fiyatlarındaki artış davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Zira davacı para alacağını zamanında alması halinde ne şekilde kullanacağını ispat etmemiştir. Ayrıca alacaklı uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu kanıtlamak zorundadır. Soyut eflasyon, döviz kurundaki yükseliş, temerrüt faizinden yüksek oranda olması munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmez. Burada davacının kanıtlaması gereken, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir. Örneğin alacağını tahsil edememekten ötürü başkasına olan borcunu ödemek için daha yüksek oranda faizle borç aldığını, alacaklı olduğu parayı zamanında alsa idi yabancı para ile ödemek durumunda olduğu borcunu, geçen süre içinde gerçekleşen bu fark nedeniyle daha yüksek kurdan ödemek zorunda kaldığını kanıtlamak durumundadır. Somut olayda, enflasyon oranları, altın fiyatları ve döviz kur artışları dikkate alınarak hazırlanan bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kabulüne karar verilmesi isabetli olmamıştır.
Tüm bu nedenlerle davacı zararının varlığının açıklanan olgular ışığında ortaya konup, kanıtlanamadığından yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü yönünde hüküm kurulması yerinde görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunmayan davalı lehine vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 26.10.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.