YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/1581
KARAR NO : 2008/1201
KARAR TARİHİ : 26.02.2008
Mahkemesi :Asliye Hukuk Hakimliği
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı … davalı….. Gazetecilik Matbaacılık Tic. ve San.Ltd.Şti. vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı şirket vekilinin tüm; davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Davada, 30.12.2004 tarih ve 691 Sayılı Bakan oluruna dayalı olarak “XIX. Yüzyıl Türk Edebiyatında Popüler Roman I. ve II.” adlı eserlerin basım işinin davalı şirkete ihale edildiği ve yüklenici şirketin her cilt 5000 adet olmak üzere (10.000) adet kitabın 31.12.2002 tarihine kadar teslimini yüklendiği; ancak, I. cilt eserden 1800 adet eser teslim ederek (4.247.575.200) TL. bedeli hakettiği; ancak geriye kalan kitaplar davacı Bakanlığa teslim edilmediği halde, davacı Bakanlık yetkilileri olan gerçek kişi diğer davalıların, kitapların teslim edildiğine ve iş bedelinin hakedildiğine ve istenebilir olduğuna ilişkin idari işlemleri yaparak I. cilt kitaplar için (11.798.820.000) TL., II. cilt içinde (11.771.680.000) TL. tutarlı iki adet tahakkuk müzekkeresi ve verile emri düzenleyerek 30.12.2002 tarihinde davacı Bakanlığın Merkez Saymanlığına gönderildiği; 31.12.2002 tarihinde de yüklenici şirket adına “bütçe emanet hesabına” alındığı, ancak, şirket hakkındaki icra takipleri sebebiyle Ankara 3. İcra Müdürlüğü’nün 2003/119 sayılı dosyasına (12.813.650.000) TL.nin 31.12.2003 tarihinde; 2002/12932 sayılı icra dosyasına 22.01.2003 tarihinde (3.140.700.000) TL.nin yatırıldığı ve ayrıca 1.447.750.000 TL. tutarındaki kalan alacağın 20.03.2003 tarihinde
yüklenicinin banka hesabına aktarıldığı (6.117.650.000) TL. vergi borcunun bulunduğu saptanarak bakiyenin alacağa mahsup edildiği ve toplam olarak (19.322.924.800) TL. hak edilmeyen iş bedelinin davalı gerçek kişilerin hukuka aykırı eylem ve işlemleri sonucu yüklenici ve alacaklılarına ödendiği ileri sürülerek, (542.121.500) TL. gecikme cezasının da ödenmesi gerektiğini bildirerek davalılardan belirtilen tutardaki alacakların tahsili istenmiştir.Mahkemece, davalı gerçek kişiler hakkındaki davanın reddine; (19.322,93) YTL asıl alacağın; bu alacağın işlemiş temerrüt faizi tutarı olan (1.223,54) YTL faiz alacağının ve (542.12) YTL ceza tutarının davalı yüklenici şirketten tahsiline karar verilmiş ve verilen karar davacı … davalı şirket vekillerince temyiz edilmiştir.
Zararlı sonucun gerçekleşmesinde davalı gerçek kişilerin etkili kusurlarının bulunmaması sebebiyle sorumlu olmayacakları mahkemece kabul edilmiştir. Gerçekten de, davacı Bakanlığın çalışanları ve kamu görevlisi olan davalı gerçek kişilerin davacı idarenin zararlarından sorumlu tutulabilmeleri için Borçlar Yasası’nın 41. maddesinde öngörülen tüm unsurların birlikte gerçekleşmesi zorunludur. Çünkü, bu davalıların olaydaki sorumlulukları, kusura dayalı sorumluluktur. Anılan yasa hükmü gereğince, bir kimseyi ister bile bile, ister ihmal yoluyla olsun, hukuka aykırı olarak zarara uğratan kişi, o zararın tazminiyle yükümlüdür. Sorumluluk koşulları ise şunlardır:
a-Başka bir kimseye zarar verici bir eylem bulunmalıdır. Bu eylem, hukuka aykırı olmalıdır. Bir eylem, yürürlükteki hukukun kapsamına giren açık bir kuralı veya emir ya da yasaklamayı bozduğu zaman, o eylem hukuka aykırıdır. b-Haksız eylemi işleyen kusurlu olmalıdır. Haksız eylemden doğan sorumlulukta “kusur” sorumluluğun esasını teşkil eder; yani, kusur varsa sorumluluk da vardır, kusur yoksa sorumluluk da yoktur. “Kast” ve “ihmal” haksız eylem sorumluluğunun kurucu unsuru olan “kusur”un iki ayrı çeşidini teşkil ederler. Türk sorumluluk hukukunda kusurun belirlenmesinde “objektif ölçü” esas alınmaktadır. Zararlı sonucun oluşmasını isteyerek haksız eylemin işlenmesi halinde “kast”ın; zararlı sonuç istenmemekle beraber, bunun gerçekleşmemesi için gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi halinde de ihmalin var olduğu kabul edilir. Kusurun belirlenmesinde; öncelikle zararın oluştuğu alan içinde normal olarak yapılması gereken davranış ve çalışmalar daha sonra da olay içinde, sorumlu olduğu iddia edilen kişinin gerçekleşen davranış ve tutumu belirlenmelidir. Olması gerekenle gerçekleşen davranış ve tutum arasında bir fark varsa, bu takdirde kusurun varlığı kabul edilebilecektir. Kuşkusuz, memurun sorumluluğu belirlenirken de kendisine verilen görev ve yetki sınırları, bu görev ve yetkinin idarî düzen içinde işleyiş şekli ve bunun somut olay içinde gerçekleşme biçimi esas alınarak değerlendirilecektir. c-Zarar haksız eylem sonucunda gerçekleşmiş olmalıdır. Yani, zararlı sonuç ile haksız eylem arasında illiyet bağı kurulabilmelidir. Gerek tehlike sorumluluğunda gerekse kusur sorumluluğunda uygun illiyet bağı gerçekleşmelidir.
Yukarıda özetle açıklanan hukuksal çerçeve dahilinde davalı gerçek kişilerin sorumluluklarının değerlendirilmesine gelince; Davalılardan …, teslim almaya yetkili ayniyet saymanıdır. Yüklenici şirket tarafından I. cilt kitaptan 1800 adet teslim edildiği halde (10.000) adet kitapların tamamının teslim alındığını gösterir “ayniyat tesellüm makbuzunu” düzenlenmiştir. Davalılar …, …, M.Kemal Özden muayene komisyonunu oluşturarak, teslim edilmemiş olduğu halde, teslim aşamasında muayenesinin yapıldığına ilişkin gerçek dışı muayene raporları düzenlemişlerdir. Davalı …, mal teslim alınmış muayene işlemleri yapılmış gibi gerçek durumu bildiği halde tahakkuk müzekkerelerini ve verile emirlerini düzenleyerek, davalı şirketin hakedişlerini bütçe emanetine almıştır. Oysa, idari düzen içinde sözleşme konusu kitaplar, teslim alındıktan sonra, ayıplı olup olmadığı, eksik iş bulunup bulunmadığı; yanlar arasındaki sözleşme ve yasa hükümlerine uygun olarak imal edilip edilmediği ve sonuç da kabul edilip edilemeyeceğinin muayene komisyonunca incelenip karara bağlanması ve ayniyet tesellüm belgelerinin düzenlenmesinden sonra iş bedelinin ödenmesi işlemine geçilmeliydi. Diğer yandan, Borçlar Kanunu’nun 364. maddesi gereğince, işin bedeli, sözleşmede aksi kararlaştırılmamış ise işin tesliminde ödenir. İmal edilen şey, parça parça teslim edildikçe, bedelin ödenmesi yanlarca kabul edilmemiş ise, her parçanın bedeli onun teslimi zamanında ödemek gerekir. Davalılarca işlemlerin yapıldığı zamanda yürürlükte bulunan 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 86. maddesi gereğince; muayene ve kabul komisyon veya heyetlerinin başkan ve üyeleri ile diğer ilgililer, görevlerini kanuni gereklere göre tarafsızlıkla yapmadıkları ve taraflardan birinin zararına yol açacak ihmal ve kusurlu hareketlerde bulunduklarının tespiti halinde; tarafların bu yüzden uğradıkları zarar ve ziyan kendilerine ödettirilir. O halde, idare çalışanları davalıların yukarıda açıklanan eylem ve işlemleri hukuka aykırı bulunmaktadır.
Kitapların yüklenici tarafından idareye teslim edilmedikçe, muayene ve kabul işlemleriyle tahakkuk ve ödeme işlemlerinin yapılmaması gerektiği; normal olarak yapılması gereken işlemin bu olduğu bilindiği halde; davalıların gerçekleşen işlemlerindeki tutum ve davranışlarının “ihmal” niteliğinde bulunduğu ve dolayısıyla “kusur” teşkil ettiği açıktır.
Davalı çalışanların, kusurlarıyla gerçekleştirdikleri haksız eylemleri sonucu, iş bedeli yüklenicinin kendisine ve alacaklılarına ödenmiştir. Bu sebeple de zararlı sonuç gerçekleşmiştir.
Açıklanan tüm bu sebeplerle, davalı gerçek kişilerin, Borçlar Kanunu’nun 41. maddesi hükmüne göre somut olayda sorumlulukları gerçekleşmiştir. Kabul edilebilir oranda bir teslimatın gerçekleşmemesine karşın, ödeneğin yeni yıla aktarılmasını önlemek için memur işlemleri, objektif ölçülerden ayrılmayı ve hakkaniyet gereği sübjektif bir değerlendirme yapılmasını haklı gösterebilir ise de; somut olayda böyle bir değerlendirme yapılmasına olanak yoktur. Varılan sonuç bu olunca da; dava konusu (19.322.924.800) TL.nın tüm davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerekirken; yazılı gerekçelerle davalı gerçek kişiler hakkındaki davanın tümden reddine karar verilmesi doğru olmamış ve kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1.) bentte belirtilen nedenlerle davalı şirket vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine; (2.) bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulüne ve kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 782,50 YTL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 26.02.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.