YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/1836
KARAR NO : 2009/1677
KARAR TARİHİ : 24.03.2009
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, davalı vekili tarafından duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili avukat … ile davalı vekili avukat …. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, İİK’nın 67. maddesi hükmüne dayalı olarak açılmış olup, icra takibine borçlu davalının vâki itirazının iptâli istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile İstanbul 3. İcra Müdürlüğü’nün 2006/16062 esas sayılı dosyasına davalının vâki itirazının (3.248.109,00) YTL asıl alacak; (27.067,57) YTL faiz üzerinden iptâli ile takibin bu bedeller üzerinden ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren işletilecek değişen oranlardaki yasal faiziyle devamına; fazla istemin reddine karar verilmiş ve verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-İstanbul 3. İcra Müdürlüğü’nün 2006/16062 Esas sayısında kayıtlı icra dosyasından; davacı şirket tarafından, davalı hakkında adî takip yoluyla başlatılan icra takibinde düzenlediği 12.04.2006 tarih, 75625 numaralı ve (4.073,149,71) YTL tutarlı; 31.03.2006 günlü, 75621 numaralı ve (674.960,00) YTL miktarlı faturalar dayanak alınarak fatura bedelleriyle (68.966,69) YTL işlemiş temerrüt faizinin davalıdan tahsilinin istendiği ve takip borçlusu davalının yasal süresi içindeki itirazı sonucu İİK’nın 62. maddesi uyarınca takibin durduğu anlaşıldığı gibi; aynı Kanunun 67. maddesi gereğince davacı tarafından açılan itirazın iptâli davasının da süresinde açılmış olduğu tespit olunmuştur.
Samsun İli …. İlçesi … Köyü, … mevkii, 512 parsel sayılı taşınmaza üretim binası ve kuru ot deposu (Geleman Tarım Üretme Çiftliği) yol, alt yapı işlerinin davacı tarafından yapılmasına yönelik yanlar arasında “sözlü” sözleşmenin yapılmış olduğu çekişmesizdir. Bu sözleşme Borçlar Kanunu’nun 355. maddesinde tanımlandığı üzere, niteliğince bir “eser” sözleşmesidir. Davacı şirket yüklenici; davalı şirket ise iş-eser sahibidir.
Borçlar Kanunu’nun 364/I. maddesi gereğince, taraflarca sözleşmede değişik bir düzenleme kararlaştırılmamış ise, iş-eser bedeli eserin teslimi zamanında istenebilir olur. Somut olayda, sözleşme konusu işin, davalı şirkete 08.08.2006 tarihinde teslim edildiği ve davacı yüklenicinin hakettiği iş bedelinin istenebilir olduğu davacı yanca, yasal delillerle kanıtlanmıştır. Ancak; davacı, ödenmeyen iş bedelinin, dava ve icra takibine dayanak alınan faturaların toplamının takip konusu yapılan tutarındaki kısmı olduğunu iddia etmekte; davalı ise, iş bedeli olarak faturalarda gösterilen miktarların fazla olduğunu savunmaktadır. O halde, iş-eser bedeli yanlar arasında başlıca uyuşmazlık konusu olmaktadır.
İş-eser bedelinin taraflarca önceden kararlaştırılmamış olması ve iş bedelinde de uyuşmazlık bulunması halinde; kural olarak eser bedeli, Borçlar Kanunu’nun 366. maddesi hükmü gereğince, işin yapıldığı zamandaki serbest piyasa rayiçlerine göre uzman bilirkişi ya da kurulu aracılığıyla yaptırılacak inceleme sonucu mahkemece belirlenir. Eğer, sözleşme konusu eser, yüklenici tarafından tamamlanarak eser sahibine teslimiyle onun tarafından da kabul edilmiş ve iş bedelini gösterir, fatura ya da faturaların kendisine tebliğine karşın, Türk Ticaret Kanunu’nun 23. maddesi gereğince sekiz günlük süresi içinde eser sahibi tarafından itiraz olunmamış ve sözleşmede de faturalara itirazla ilgili bir düzenleme yoksa iş bedeline yönelik olarak fatura ya da faturaların kapsamları kesinleşmiş olur. Bu durumda Borçlar Kanunu’nun 366. maddesinde düzenlenen yasal yönteme göre iş bedelinin belirlenmesine gerek kalmaz.
Fatura Türk Ticaret Kanunu’nda tanımlanmamıştır. 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 229. maddesinde yer alan tanımlama ise, “Fatura, satılan emtıa veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtıayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklindedir. Aynı Kanunun 232. maddesinde; fatura düzenlemesinin hangi hallerde ve kimler için zorunlu olduğu; 230. maddesinde faturada en az bulunması gereken bilgilerin neler olduğu; 231. maddesi hükmünde fatura düzeni ve bu kapsamda düzenleme süresi, düzenlenmiştir.
Diğer yandan, Türk Ticaret Kanunu’nun 23/I. fıkrası hükmü; “Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirden, diğer taraf kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bununda faturada gösterilmesini isteyebilir” içerikli olup, ikinci fıkrasında da; “Bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır” denilmektedir.
Vergi Usul Kanunu’nun 231/V. maddesi gereğince; fatura, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami on gün içinde düzenlenmesi gerekir ve bu süre içinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır.
27.06.2003 tarih, 2001/1 Esas ve 2003/1 Karar Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde de vurgulandığı üzere; yukarıda açıklanan yasal düzenlemelerden çıkan sonuçlar, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
a) Fatura düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gereklidir.
b) Faturayı düzenleyen kişinin TTK’nın 23/II. maddesine göre ticari işletmesi gereği mal satmış, imâl etmiş ya da iş görmüş bir tacir olmalıdır.
c) TTK’nın 23/II. maddesi hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle faturanın zorunlu içeriğinden sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Ancak, bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi öngördüğünden, fatura, düzenleyenin aleyhine delil olabileceği gibi, tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyenin aleyhine de delil olabilecektir.
d) Fatura, sözleşmenin kurulmasıyla ilgili olmayıp, ifasına ilişkin olduğundan; faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekmektedir.
e) TTK’nın 23/II. maddesindeki karine, aksi ispat edilebilen adî bir karinedir. Faturaya, anılan yasa hükmü gereğince sekiz gün içinde itiraz edilmesi durumunda fatura kapsamının doğru olduğunu, faturayı düzenleyen tacirin, yasal delillerle ispat etmesi gerekir.
Yasal düzenlemelerden çıkan ve özetle açıklanan bu sonuçlara göre denilebilir ki; TTK’nın 23/II. maddesi gereğince, süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği, ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi, yapılan işin türü, adedi, bedeli gibi hususlar olabilir.
Yukarıda açıklandığı üzere, Borçlar Kanunu’nun 364/I. maddesinde gösterilen iş bedelinin istenebilir olduğu zaman ile Vergi Usul Kanunu’nun 231/V. maddesinde öngörülen fatura düzenlenmesi süresine ilişkin kural taraflar yönünden emredici hukuk kuralı olmayıp; sözleşmenin taraflarınca belirtilen hususlarda değişik düzenleme kabul edilebilir. Örneğin; iş bedelinin peşin ödenmesi ve işin tesliminden önce fatura düzenlenmesi, sözleşmenin yanlarınca kararlaştırılabilir.
Dosya kapsamındaki 08.10.2007 günlü bilirkişi raporunda; dava ve icra takibine dayanak alınan faturaların davalı şirketin ticari defterlerinde kayıtlı olduğu açıklanmış; ancak defterlere kayıt tarihleri bildirilmemiştir. Türk Ticaret Kanunu’nun 84. maddesi gereğince, kanuna uygun olarak veya olmayarak tutulmuş olan ticari defterlerin kapsamları, sahibi ve halefleri aleyhine delil sayılır. Bu yasal nedenle, davalının ticari defterlerindeki kayıtlar, dava ve takibe dayanak alınan faturaların, davalıya tebliğini kanıtlar delil sayılır. Diğer yandan, davacı 17.05.2006 tarihli yazısı ile 12.04.2006 tarih ve 75625 numaralı faturadan doğmuş alacağının (1.500.000,00) YTL tutarındaki miktarını dava dışı … Factoring Hizmetleri A.Ş’ne devir ve temlik ettiğini davalı şirkete bildirmiştir. 18.05.2006 tarihinde Factoring Şirketince davacıya Garanti Bankası … Şubesinden yapılan havale ile (321.489,00 YTL + 1.000.000.00 YTL) ödendiği dosyada mevcut aynı tarihli iki adet dekont ile sabittir. Davalı şirketin ise, 26.10.2006, 24.11.2006, 25.12.2006 ve 25.01.2007 tarihlerinde her biri (375.000,00) YTL tutarında olan kısımlar halinde, temlik alacaklısı Factoring şirketine ödeme yaptığı, davalının Muavin Defterindeki kayıtlarından anlaşıldığı gibi; bilirkişi raporunda da bu husus açıklanmıştır. Yine, bilirkişi raporu ve ekindeki davalı defterlerindeki kayıtları gösterir belgelerde de açıklandığı üzere 25.01.2007 tarihi itibariyle ve dolayısıyla dava ve takip tarihinden önce dahi davalı, davacıya (2.328.241,28) YTL tutarında borçlu olduğunu, ticari defterlerine kaydetmiştir. Davalı, ticari defterlerindeki kayıtlı faturaların toplam tutarı olan (5.740.083,71) YTL’nin (2.308.568,64) YTL tutarındaki kısmını davacı ve onun temlik alacaklılarına ödemiş bulunmaktadır. Davalı şirket 11.09.2006 tarih ve 021752 numaralı iade faturasında ise, sadece dava ve takibe dayanak alınan (4.073.149,71) YTL tutarlı, 12.04.2006 tarihli ve 75625 numaralı faturanın (1.103.274,19) YTL tutarındaki kısmına itiraz ettiğini açıklamıştır. Davalının 09.08.2006 günlü ihtarnamesi ile yaptığı itirazının, TTK’nın 23/II. maddesinde öngörülen süresinde olup olmadığını mahkeme araştırmamıştır. Yine, 09.08.2006 günlü ihtarnamesi ile yapılan itirazı süresinde olduğunun kabulünde de, daha sonraki tarihlerde davalının yaptığı ödemelerin sebepleri ve dolayısıyla 12.09.2006 tarihli ihtarnamesiyle (4.073.149,71) YTL tutarlı faturanın sadece, (1.103.274,19) YTL tutarındaki kısmına itirazının nedenleri; davalının irade açıklamasının bu kısmı itiraza yönelik olup olmadığı soruşturulup değerlendirilmemiştir. Faturaların, belirlenecek davacıya tebliğ tarihine göre, TTK’nın 23/II. maddesinde öngörülen sekiz günlük süreden sonra 09.08.2006 tarihli ihtarname ile itiraz yapılmış ise, faturalarda gösterilen iş bedelinin kesinleşmiş olduğunun kabulü gerekecektir. 09.08.2006 tarihli ihtarla yapılan davalı itirazı, süresinde olsa da; yapmış olduğu ödemelerle, 12.09.2006 tarihli ihtarname ve ekindeki kısmi itirazı değerlendirildiğinde, davalının irade bildiriminin bu kısmı itiraza yönelik olduğu sonucuna varılması halinde de, 09.08.2006 günlü ihtarnamesinde faturaların kendisine tebliğ olunduğu davalı tarafından bildirildiğinden, 12.09.2006 tarihli ihtarıyla davalının yaptığı itirazı, yine TTK’nın 23/II. maddesinde öngörülen sürede yapılmış olmayacaktır.
Fatura kapsamlarının ve dolayısıyla gösterilen iş bedelinin kesinleşmediğinin tespit olunması durumunda ise; iş bedelinin tutarının Borçlar Kanunu’nun 366. maddesinde öngörülen yasal yöntemle mahkeme tarafından belirlenmesi gerekmektedir.
Açıklanan hususlar gözden kaçırılarak; eksik araştırma ve sonucu hüküm kurulması doğru olmamıştır. Kararın bu sebeple davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Borçlar Kanunu’nun 101/I. maddesi uyarınca, davacı mahkemece kabul edilen alacağa, temerrüt faizi uygulanabilmesi için, borçlunun alacaklının ihtarıyla temerrüde düşürülmüş olması zorunludur. Somut olayda, davacı tarafından, Beşiktaş …. Noterliği aracılığıyla gönderilen ve davalıya 24.08.2006 tarihinde tebliğ olunan 22.08.2006 tarih ve 75683 yevmiye numaralı ihtarname, içeriği itibariyle “temerrüt” ihtarı olup, verilen 15 günlük sürede gözetildiğinde davalının 09.09.2006 tarihinde borçlu temerrüdüne düşürülmüş olduğunun kabulü gerekir. 15.09.2006 tarihli ihtarda, tüm haklarını bu kapsamda önceki temerrüt ihtarındaki hakların saklı tutulmuş olduğu açıklandığı halde işlemiş temerrüt faizini 15.09.2006 tarihli ihtara göre hesaplayan bilirkişi raporunun hükme dayanak alınması doğru olmamıştır. O halde, 09.09.2006 ilâ icra takip tarihi arasındaki süre için değişen oranlarda gözetilerek ve %25 oranını geçmemek üzere, davası kabul edilen asıl alacağa avans faizi hesaplanmaması, kabul şekli bakımından da bozmayı gerektirir. Kararın bu sebeple davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1.) bendde belirtilen nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2.) bendde açıklanan sebeplerle kararın, davalı yararına; (3.) bendde bildirilen sebeplerlede davacı yararına BOZULMASINA, bozma sebeplerine göre davacının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflar Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunduklarından 625,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınıp davacıya; 625,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden taraflara geri verilmesine, 24.03.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.