YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/1978
KARAR NO : 2009/1956
KARAR TARİHİ : 03.04.2009
Mahkemesi :Asliye Hukuk Hakimliği
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı asil … ile davalı vekili avukat …. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacı asil ile davalı avukatı dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Taraflar arasındaki uyuşmazlık BK’nın 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinin bir türü olan kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmaktadır.
Arsa sahibi tarafından açılan asıl dava; davalı yüklenicinin temerrüdü nedeniyle taraflar arasındaki 09.08.1999 tarihli “Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Mal Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin” feshi istemine, 19.09.2001 tarihinde ölen arsa sahibinin mirasçıları tarafından açılan birleşen dava ise, Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin tarafı olan arsa sahibinin akıl hastası olması ve temyiz kudretinin bulunmaması nedeniyle sözleşmenin geçersizliğinin tesbiti, sözleşmenin hiç doğmamış sayılması, bu talep kabul edilmezse gabin sebebiyle sözleşmenin geçersizliğine ve iptâline karar verilmesi istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, arsa sahibi muris tarafından açılan asıl davada “karar verilmesine yer olmadığına”, arsa sahibi mirasçıları tarafından açılan ve birleştirilen dava yönünden ise, “davanın kabulü ile 09.08.1999 tarihli Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin murisin o tarihte temyiz kudreti bulunmaması nedeniyle yoklukla sakat olduğunun tesbitine, sözleşmenin hiç doğmamış sayılmasına” karar verilmiş, kararı davalı yüklenici temyiz etmiştir.
Bilindiği üzere, davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden sözedilemez. Nitekim Medeni Kanun’un “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle kişinin hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi fiil ehliyetine bağlanmış, 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı Yasa’nın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir” denmek suretiyle açıklanmıştır.
Türk Medeni Kanunu’nun 15. maddesi uyarınca da, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz. Bunun istisnası Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesidir. 09.03.1955 tarih, 1954/22 Esas, 1955/2 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; Medeni Yasa’nın 15. maddesini, mutlak surette, yani mümeyyiz olmayanın yaptığı herhangi bir hareketin hukuken hiçbir sonuç doğurmayacağı biçiminde yorumlamak doğru olmaz. 15. maddenin, mümeyyiz olmayan kimse tarafından diğer taraf aleyhine ileri sürülmesi hâl ve koşullara göre, iyiniyet esaslarına aykırı bir durum niteliği arzedebilir. Mümeyyiz olmayan kimse temyiz gücüne sahip olsaydı aynı suretle hareket edecek, yani normal zekalı bir insan dahi aynı biçimde işlemde bulunacak idi ise, temyiz gücünden yoksun olduğunu ileri sürerek işlemin geçersizliğini dermeyan edememelidir. Aksi takdirde temyiz kudretinden yoksunluk, hukuki işlemlerde gerekli güveni bozma sonucunu doğuracak bir karışıklık ve kararsızlık yaratıcısı niteliğini alır ki, bunu doğrulamak olanağı yoktur. Zira her türlü sübjektif hakkın kullanılmasını objektif iyiniyet prensiplerinin, yani toplumda hakim olan dürüstlük kurallarının denetlemesi altına koyan Medeni Kanun’un 2. maddesi buna engeldir. Nitekim, mümeyyiz olmayan kimsenin tasarrufunun hukuken hüküm ifade etmeyeceği kuralını koyan 15. maddenin 2. fıkrasıyla saklı tutulan ayrıcalıklar arasında 2. maddede ifade edilen objektif iyiniyet esasına aykırılık hali mevcuttur. Başka deyimle, mümeyyiz olmayan tarafından hukuki işlemin hükümsüzlüğü iddiası objektif iyiniyet kurallarına aykırı olduğu takdirde dinlenmez. Zira bir hakkın kötüye kullanılması durumuna girer ve yasal korumadan yoksun olur.
Somut olayda, kat karşılığı inşaat sözleşmesini arsa sahibi olarak imzalayan murisin, sözleşme tarihinde temyiz kudretinin olmadığı, hukuki ehliyeti haiz olmadığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 4. İhtisas Kurulu’nun 14.01.2005 ve 18.07.2007 tarihli raporlarıyla saptanmıştır. Nevar ki, az yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve hukuki esaslar gereğince, sözleşme tarihinde mümeyyiz olmayan arsa sahibi murisin temyiz gücüne sahip olsaydı aynı suretle hareket edip etmeyeceği, yani normal zekalı bir insanın dahi aynı biçimde hukuki işlemde bulunup bulunmayacağı, arsa sahibinin yaptığı işlemin geçersizliğinin ileri sürülmesinin TMK’nın 2. maddesine aykırı olup olmadığı hususları mahkemece araştırılmamıştır.
O halde, mahkemece işin esasına girilerek değinilen yönde araştırma ve inceleme yapılması, yerinde keşif de yapılarak arsa sahibince yapılan hukuki işlemin geçersizliğinin ileri sürülmesinin objektif iyiniyet kurallarına aykırı olup olmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre asıl ve birleşen dava yönünden karar verilmesi gerekirken, Medeni Yasa’nın 15. maddesi mutlak surette yorumlanarak davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, 625,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacılardan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 03.04.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.