Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2008/7167 E. 2008/7573 K. 23.12.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/7167
KARAR NO : 2008/7573
KARAR TARİHİ : 23.12.2008

Mahkemesi :Sulh Hukuk Hakimliği

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

– K A R A R –

Dava, İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesi hükmüne dayalı olarak açılmış olup, icra takibine borçlu davalının vâki itirazının iptâli istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ve verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Ankara 4. İcra Müdürlüğü’nün 2006/13080 takip sayılı dosyası kapsamından takip alacaklısı davacı şirket tarafından davalılar hakkında 22.07.2006 tarihli sözleşme ile 28.08.2006 tarihli fatura dayanak alınarak adî takip yoluyla başlatılan icra takibinde 3.540,00 YTL asıl alacak ve 36,66 YTL işlemiş temerrüd faizinin tahsilinin istendiği ve davalılar vekilinin vâki itirazı sonucu takibin durduğu anlaşıldığı gibi; takip konusu asıl alacağa davalıların vâki itirazlarının iptâli istemiyle açılan itirazın iptâli davasının da, süresi içinde olduğu tespit olunmuştur.
Davalıların ticaret ünvanını gösterir kaşe basılarak 22.07.2006 tarih ve 182 numaralı “Muğla İli İşletmeler Kılavuzu Reklam Sözleşmesi” başlıklı adî yazılı sözleşme, iş sahibi sıfatıyla davalı … ile davacı şirket temsilcisi tarafından imzalanmıştır. Davalı …’in sözleşmede imzası mevcut değil ise de; davalılar arasında adî ortaklık olduğu, ticaret ünvanı ile sabit ve davalı …’ın ortaklığı temsile yetkili olmadığının davalılarca ileri sürülmemiş olmasına göre, davalı …’ün belirtilen savunması, hukuksal dayanaktan yoksun kalmaktadır. Bu sözleşme, Borçlar Kanunu’nun 355. maddesi hükmünde tanımlandığı üzere niteliğince, bir “eser” sözleşmesidir.
Yanlar arasındaki sözleşmenin (2.) maddesi gereğince, davacı şirketin yetkilisi tarafından; (10.) maddesi uyarınca da, tasarımın davalı tarafça, onaylanması durumunda geçerli olacağı taraflarca kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin davacı şirket yetkilisince onaylandığı çekişmesizdir. Ancak, davalılarca sözleşmenin 10. maddesi gereğinin yerine getirilmemesi ve dolayısıyla Borçlar Kanunu’nun 149. maddesi hükmünde düzenlenen “erteleyici şartın” gerçekleşmediği ve sözleşmenin bağlayıcı olmadığı savunulmaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun 41. maddesi gereğince, her tacir, ticari işletmesine ait işlemleri, ticaret unvanıyla yapmaya ve işletmesiyle ilgili tüm senet ve belgeleri bu ünvan altında imzalamaya mecburdur. Somut olayda da, davalıların ticari işletmelerinin kaşesi basılarak reklam ilanın yapıldığını kanıtlar bir adet rehber ile (CD)’nin ve sözleşme konusu ilanların yapıldığını gösterir belgelerin davalıların yetkilisi … tarafından imzalanarak teslim alınmış olduğu sabittir. Davalılar, adı geçen şahsın kendilerini temsile yetkili olmadığını savunmakta iseler de; davalıların ticari işletmesinde yeni işyerinde ticari ünvanı gösterir kaşeyi kullanmasına ve bu teslimle ilgili işlemlerin sahte olarak düzenlendiği davalılarca yasal delillerle kanıtlanmamış olmasına göre, davalıların bu yöndeki savunması dayanaksız kalmaktadır. Kaldı ki, Borçlar Kanunu’nun 453/I. maddesi gereğince, ticari vekil, ticari temsilci niteliğini taşımaksızın bir ticarethane olarak yönetilen bir işletmenin sahibince, işletmenin bütün işleri veya belirli birtakım işleri için temsil ile görevlendirebilir. Bu yasal nedenle, ticari vekil, üçüncü kişiler yanında işletmenin alışagelmiş bütün hukuksal işlemlerini gerçekleştirmeye veya kendisine verilen işleri yerine getirmeye yetkili sayılmıştır. …’ın da, yüklenici davacı şirket tarafından yapılan işi kabul etmiş ve bununla ilgili teslim işlemlerini işyerinde yapmış olan ve bu işlemleri yapmaya yetki verilen davalıların ticari vekili olduğunun kabulü gerekmektedir. O halde, ticari vekilin yetkilendirildiği işlemle ve dolayısıyla yüklenici ediminin ifasının kabulü ile ilgili yapmış olduğu işlemle davalıların bağlı olduğunun kabulü zorunludur. Davacının ifa olunan edimi, davalılarca kabul edilmiş sayılacağından sözleşmenin 10. maddesi hükmünde öngörülen “erteleyici koşulun” gerçekleşmediği yönündeki davalı savunması objektif iyiniyet kurallarına aykırı bulunmaktadır (TMK. madde 2).
Mahkemece, yanlar arasındaki sözleşmenin 10. maddesi gereği olarak ilanı yapılan tasarımın davalılarca onaylanıp onaylanmadığına yönelik olarak davalıya “yemin önerme” hakkı bulunduğu davacıya hatırlatılmış olması sonucu önerilen yemin davalılarca eda edilerek yeminle “onay verilmediği” davalılarca bildirilmiş ise de; önerilen yeminin yerine getirilmesinin gereksiz bir işlem olduğu sonucuna varılmaktadır. Çünkü, HUMK’nın 354/II. maddesi gereğince, davacının iddiasının diğer delillerle kanıtlanmış olması durumunda, davacının teklif ettiği yeminin davalı tarafından yerine getirilmesi hukuki bir sonucu doğurmaz. Az yukarıda açıklanan sebeplerle, davacı yüklenicinin yanlar arasındaki sözleşme gereğince yüklendiği edimini sözleşme koşullarına uygun olarak yerine getirdiği ve sözleşmede kararlaştırılan götürü iş bedelini isteme hakkının doğduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan tüm bu sebeplerle takip ve dava konusu asıl alacak üzerinden davalıların vâki itirazlarının iptâline karar verilmesi gerekirken; mahkemece, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış ve kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne ve kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 23.12.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.