YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/7813
KARAR NO : 2009/212
KARAR TARİHİ : 20.01.2009
Mahkemesi :Asliye Hukuk Hakimliği
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Davada, davacının işçisi olarak çalışan …’ın 17.02.2007 tarihinde davalı …’e ait “…” adresinde kurulu güvenlik sistemlerinin kontrolü sırasında davalıya ait av tüfeğiyle yaralanmış olması sebebiyle davacı tarafından …’ın tedavisi ile ilgili olarak yapıldığı ileri sürülen hastane ve tedavi giderleri olarak 21.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsili istenmektedir.
Mahkemece, davacının işveren sıfatı bulunmaması sebebiyle davanın, aktif husumet yönünden reddine karar verilmiş ve verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı, olayda yaralanan …’ın kendi işyerinde “işçi” olarak çalıştığını bildirdiği gibi; …Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/801 Hazırlık Sayılı dosyası kapsamındaki 12.12.2007 günlü ifadesinde, …’ın olay tarihinde davacıya ait işyerinde teknisyen olarak çalıştığını açıklamıştır. Kaldı ki, davalı tarafında, …’ın olay tarihinde davacının istihdam ettiği işçisi olduğu, 07.11.2007 tarihli cevap dilekçesinde kabul edilmiştir.
1475 Sayılı İş Kanunu hükümleri ile 4857 Sayılı İş Kanunu hükümleri ve bu Kanunun 2. maddesi hükümlerine göre, işçi “Bir iş sözleşmesine dayalı olarak çalışan gerçek kişi” şeklinde tanımlanmaktadır. O halde, bir işçiden söz edilebilmesi için bir iş sözleşmesine dayalı olarak çalışma, iş görme ve işverene bağımlılık unsurlarının birlikte gerçekleşmesi zorunludur. İşveren ise, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi, yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar şeklinde tanımlanmaktadır (4857 Sayılı Kanun Md. 2). Az yukarıda açıklanan maddi unsurlara göre de İş Sözleşmesi, İş Kanununun 8. maddesi hükmünde de tanımlandığı üzere, işçinin bağımlı olarak iş görmeyi; işverenin ise, işçiye ücret ödemeyi yüklenmeleri ile oluşan bir sözleşme olup, özel bir şekle bağlı değildir. Özetle açıklanan bu hukuksal nedenlerle, davacının “işveren”, zararlı sonuçlu olayda zarar gören dava dışı …’ ın ise “işçi” olduğunun kabulü gerekmektedir.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 506 Sayılı SSK Kanununun 2. maddesinde, bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların sigortalı çalıştırılacağı belirtilmiştir. Anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; hizmet akdine göre çalışma, sözleşmede öngörülen hizmetin, işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, kanunda açıkça belirtilen sigortalı sayılmayacak kişilerden olunmamasıdır. Bu yasal nedenle, SSK’na işveren tarafından işçinin kendisine ait işyerinde çalıştığı bildirilmemiş olsa dahi işçi, fiilen işyerinde çalışmakta ve diğer koşullar da oluşmakta ise, işçi, sigortalı sayılır.
Öte yandan, 506 Sayılı Yasanın 11. maddesinde sigortalının bulunduğu işyerinde ve işyerinden sayılan yerlerde bulunduğu sırada meydana gelen ve sigortalıyı bedence veya ruhça arızaya uğratan olay, “iş kazası” olarak kabul edilmiştir. Davacının, işveren sıfatıyla işçisine karşı olaydan ötürü sorumlu olduğunu düşünerek o’nun tedavi giderlerini karşılamış olması durumunda, zararlı sonuçtan sorumlu tutulması gereken kimseler hakkında yaptığı masrafları talep ve dava etmesinde hukuksal yararı bulunmaktadır. Açıklanan tüm bu sebeplerle, davada davacı, “aktif husumet, ehliyetine sahip bulunduğu halde; mahkemece uyuşmazlığın esasına girilerek, tarafların tüm yasal delilleri sorulup tespiti ile değerlendirilip, uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken davanın aktif husumet yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamış ve kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne ve kararın davacı yararına BOZULMASINA, fazla alınan temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 20.01.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.