YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1616
KARAR NO : 2011/7753
KARAR TARİHİ : 21.12.2011
Mahkemesi :Asliye Hukuk Hakimliği
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Uyuşmazlık, Borçlar Kanunu’nun 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklanmakta olup, davada, davalı tarafından inşaa olunan binaların 2003 yılında meydana gelen depremde hasara uğradığı ileri sürülerek giderilme bedelinin tazmini talep edilmiş, mahkemece davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davalı yüklenici yanca inşa edilen binaların 2003 yılında meydana gelen deprem sonucu hasara uğraması nedeniyle idarece yaptırılan incelemelere göre yapının uyulması zorunlu fen ve teknik kurallara uygun olmadığı saptanmış, buna istinaden de hesaplanan onarım bedelinin tahsili talep edilmiştir.
Mahkemece yargılama sırasında alınan bilirkişi kurulu raporları ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Müfettişliğince alınan raporda, yapılan deney sonuçları itibariyle özetle; binanın, inşa edildiği zaman yürürlükte bulunan 1975 tarihli Deprem Yönetmeliği hükümlerine göre beton dayanımının düşük olduğu, beton imalâtının dereden alınan kum ve çakılla yapıldığı, yıkanmış ve elenmiş kum ve çakıl kullanılmadığı, etriye donatılarının yetersiz olup, sıklaştırma bölgelerindeki donatıların iyi bağlanmaması nedeniyle beton dökümü sırasında yer değiştirdikleri, kolon-kiriş birleşim yerlerindeki sıklaştırmaların düzenli yapılmadığı tesbit edilmiştir. Anılan raporların içerikleri dikkate alındığında, işin fen ve tekniğe aykırı yapıldığı hususunda esas yönünden herhangi bir çelişki taşımadıkları, belirlenen maddi olgular açısından birbirlerini teyit ettikleri görülmektedir. Hâl böyle iken mahkemece, alınan ikinci bilirkişi kurulu raporundaki tesbit edilen ayıpların tolere edilecek emniyet sınırları içerisinde kaldığı görüşüne itibar edilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa ki tesbit edilen bulgulara göre, yapıların fen ve teknik kurallara ve tâbi olduğu 1975 tarihli Deprem Yönetmeliği hükümlerine aykırı, yani yasal yönden ayıplı inşa edildiği saptanmış bulunmaktadır. Bu ayıplar yapının tesliminden sonra, meydana gelen deprem nedeniyle oluşan hasarların incelenmesi sırasında anlaşılabilmiştir. Bu nedenledir ki, gizli ayıp niteliğinde olduklarının kabulünde zorunluluk vardır (BK. m. 362). Gerçekten de gizli ayıp, kısa bir tanımlama yapmak gerekirse; eserin teslimi sırasında ilk bakışta görülemeyen, muayene ile hemen anlaşılamayan, sonradan kullanılmakla veya somut uyuşmazlıkta görüldüğü gibi deprem ve benzeri bir olay vesilesiyle ortaya çıkan ayıptır. Ayıplı iş ise vasıf eksikliğini ifade eder (YHGK, 08.10.2003 T., 2003/15-474 E., 2003/545 K.). O sebeple de vasıf eksikliği bulunduğu veya ayıplı inşa edildiği anlaşılan binalar nedeniyle yüklenicinin sorumlu olması gerekirken, bu ayıpların varlığına rağmen, emniyet sınırları içerisinde kaldığı yönündeki bilirkişi görüşüne değer verilerek davalının kusursuz olduğunun kabulü yasaya aykırıdır.
Şu halde mahkemece yapılması gereken iş, gerektiğinde mahallinde keşif yapılmak suretiyle bilirkişi kurulundan rapor alınarak, 1975 tarihli Deprem Yönetmeliğine göre saptanan gizli ayıpların giderilmesi için gerekli bedelin, aynı yönetmelik esasları doğrultusunda ve dava tarihindeki serbest piyasa rayiçleri üzerinden hesaplattırılması ve bulunacak bedelin hüküm altına alınması olmalıdır.
Mahkemece, değinilen hususlar üzerinde durulmaksızın, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 28.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.