Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2011/718 E. 2011/8017 K. 28.12.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/718
KARAR NO : 2011/8017
KARAR TARİHİ : 28.12.2011

Mahkemesi:Ticaret Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, İİK’nın 67. maddesi hükmüne dayalı olarak açılmış olup; icra takibine takip borçlusu davalının vâki itirazının iptâli istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve … 8. İcra Müdürlüğü’nün 2008/19066 Esas sayılı dosyasında 171.710,41 TL üzerinden itirazın iptâli ile, bu miktara takip tarihinden itibaren değişen oranlarda yasal faiz uygulanmak suretiyle takibin devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine ve ayrıca hükmolunan miktar üzerinden hesaplanan %40 icra inkâr tazminatının davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiş olup, verilen karar davalı vekilince temyiz edilmiştir. Davacı vekili, yanlar arasında 10.09.2007 tarihli sözleşme yapıldığını ve sözleşme konusu işin yapılarak davalıya teslim edildiğini, ancak 196.210,30 TL bakiye alacağının ödenmediğini ve tahsili için … 8. İcra Müdürlüğü’nün 2008/19066 takip sayılı dosyası üzerinden adî takip yoluyla başlattığı icra takibine de haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek, davalının vâki itirazının iptâlini istemiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; yanlar arasındaki sözleşme gereğince, davacının hakettiği tüm iş bedelinin ödendiğini ve kendisinden 11.09.2008 tarihli ibraname alındığını savunarak davanın reddini istemiştir….8. İcra Müdürlüğü’nün 2008/19066 takip sayılı dosyası kapsamından; davacının adî takip yoluyla davalı şirket hakkında başlatmış olduğu icra takibinde 196.210,30 TL asıl alacak ve 2.419,03 TL işlemiş temerrüt faizinin tahsilinin istendiği, takip borçlusu davalının süresindeki itiraz sonucu takibin durduğu anlaşıldığı gibi; itirazın iptâli davasının da bir yıllık hakdüşürücü nitelikteki süresi içinde açıldığı saptanmış bulunmaktadır.Yanlar arasındaki 10.09.2007 tarihli adî yazılı şekilde yapılan sözleşme niteliğince BK’nın 355. maddesinde tanımı yapılan bir eser sözleşmesidir. Davacı şirket yüklenici; davalı şirket ise, iş sahibidir.11.09.2008 tarihli “Kesin İbraname” başlıklı belge incelendiğinde; hukuksal niteliğince, bir “ibraname” olduğu sonucuna varılmaktadır. İbranamenin davacı şirketi temsile yetkili kişi tarafından imzalanmış olduğu çekişmesizdir. TTK’nın 540 ve 542. maddeleri hükmü gereğince, temsilcisi tarafından imzalanan belge, davacı şirketi bağlar. Davacı taraf ibraname niteliğindeki belgenin davalı şirketin temsilcisinin “hile” niteliğindeki davranışlarının etkisiyle verildiğini ve hilenin iradeyi sakatlayan sebep olduğundan davacıyı bağlayıcı olmadığını ileri sürmüştür.01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu haricinde, “ibra” konusunda, yasalarımızda bir özel kural yer almamıştır. 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun kaynağını oluşturan İsviçre Borçlar Kanunu’nun 115. maddesinde ibra düzenlenmiş ise de; 818 Sayılı Borçlar Kanunu’muza aktarılmamıştır. Ancak, kaynak Kanunda ibra, borçları sona erdiren hükümler arasında yer almıştır. Yürürlüğe girecek olan 6098 Sayılı Yasa’nın 132. maddesinde “ibra” düzenlenmiştir.İbra, nitelikçe olumsuz bir ikrar sözleşmesidir. Diğer bir anlatımla, alacaklının alacak hakkında vazgeçmesini ve bu sebeple borçlunun da borçtan kurtulmasını sağlayan bir sözleşmedir. Öyle bir sözleşmenin hukuksal olarak varlık kazanması, gerçekleşmesi; alacaklı ve borçlu durumundaki kişilerin ya da onların gerçek temsilcilerinin iradelerinin birbirine yönelmesini ve ibra konusunda bu iradelerin birleşmesini gerektirir.Türk Ticaret Kanunu’nun 20/2. maddesi geriğince, her tacir ticari işlerine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek zorundadır. Somut olayda da; ibra belgesinin oluşumunda taraf iradeleri birleşmiştir. İbra belgesini izmalayan şirketi temsile yetkili kişi, tacir olduğu gibi; “hile” olarak nitelendirilen davalı tarafın tutum ve davranışları da Borçlar Kanunu’nun 28. maddesi hükmünde tanımı yapılan hile niteliğinde kabul edilemez. Anılan yasa hükmü uyarınca, karşı tarafın aldatması ya da hilesi sonucunda sözleşme yapmaya kandırılmış olan tarafın hatası esaslı olması bile o taraf sözleşmeyle bağlı olmaz ise de, davacı temsilcisinin aldatılarak ibra belgesini imzalamış olduğunun kabulünü gerektiren hukuksal sebepler bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerekirken, hukuksal dayanağı bulunmayan gerekçelerle yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış ve kararın bozulması gerekmiştir.Ayrıca, mahkemece, inceleme yaptırılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olduğuna göre, davası kabul edilen takip konusu alacak likit sayılamaz. Bu sebeple, davacı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmiş olması da kabul şekli bakımından doğru olmadığından bozma nedenidir.SONUÇ:Yukarıda açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne ve kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 28.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.