YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/112
KARAR NO : 2016/4146
KARAR TARİHİ : 06.10.2016
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat … ile davalı vekili Avukat….geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedeli alacağının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Davacı taşeron davalı yüklenicidir. Taraflar arasında imzalanan 05.05.2006, 25.07.2006, 04.09.2006, 15.09.2006, 16.09.2006, 01.02.2007, 28.04.2007, 09.05.2007, 01.06.2007 tarihli sözleşmeler ile davacı taşeron davalı yüklenicinin yapımını üstlendiği inşaatlardaki bir kısım imalâtların yapımını taahhüt edip gerçekleştirmiştir. Davalı, işin ayıplı yapıldığını ileri sürerek ödemeden kaçınmış ve davanın reddini istemiştir.
Sözleşmelerin yapıldığı tarihler ve dava tarihinde yürürlükte olup uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 359. maddesi “İş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin mutad cereyanına göre imkânını bulur bulmaz o şeyi muayeneye ve kusurları varsa bunları müteahhide bildirmeye mecburdur.” demek suretiyle açık ayıplarda teslimden itibaren makul süresi içinde muayene ve ihbar zorunluluğunu getirmiştir. Aynı Yasa’nın 362/II. maddesinde “İş sahibi kanunen tayin olunan muayene ve ihbarı ihmal ederse zımnen kabul etmiş sayılır.” denildikten sonra 362/III. fıkrasında “Yapılan şeylerdeki kusur sonradan meydana çıkarsa iş sahibi vakıf olur olmaz keyfiyeti müteahhide haber vermeye mecburdur. Aksi takdirde iş sahibi kabul etmiş sayılır.” şeklindeki düzenlemeyle gizli ayıplarda da öğrenir öğrenmez derhal ihbar mükellefiyeti getirilmiştir.
Açık ve gizli ayıplarda kural olarak az yukarıda açıklandığı gibi ihbar zorunluluğu bulunmakla birlikte, ayıp garantisi bulunması halinde işi yapan taşeron ya da yüklenici garanti vermekle iş sahibinin açık ayıplarda muayene ve süresinde ihbar yükümlülüğünü, gizli ayıplar yönününde de derhal ihbar yükümlülüğünü kaldırmayı ve garanti süresi içinde
ortaya çıkan bu ayıpları bedelsiz olarak gidermeyi üstlenmiş demektir. Garanti süresi içinde ortaya çıkan açık ve gizli ayıplarla ilgili iş sahibi ayıp ihbarında bulunmak zorunda kalmaksızın zamanaşımı süresi içinde ayıbın giderilmesi ve zararlarını isteyebileceği gibi, iş bedeline karşı ayıp def’ini de ileri sürebilir (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 19.06.2014 gün 2013/4976 Esas 2014/4282 Karar,28.01.2015 gün 2014/1955 Esas, 2015/442 Karar sayılı ilamları).
Dayanılan sözleşmelerin bazılarının garanti süresi başlıklı 11. maddesinin 1. bendinde de “Sözleşmede aksine bir kayıt bulunmadığı takdirde gizli kusurlar konusunda BK’nın 125/3. maddesi hükümleri mahfuz kalmak şartıyla, sözleşme kapsamına giren işlerin garanti süresi, bu işlerin kesin kabulünden itibaren 1 yıldır” 2. bendinde “Bu süre zarfında taşeron kullanılan malzemelerin kalitesi veya hatalı ise bağlı sebeplerden veyahut işçilikten ötürü bozulabilecek herhangi bir işin veya bölümlerinin bakım, onarımı veya yeniden yapılması ile sorumlu olacaktır.” Bazı sözleşmelerin garanti başlıklı 20. maddesinde taşeron tüm sistemi 5 yıl boyunca çatlamaya, dökümleye ve boyaların kabarmasına karşı malzeme ve işçiliğe garanti verir. Üretici firmalar, Weber markem ve İzocam ise 5 yıl malzemeye garanti vermeyi kabul eder.”şeklinde garanti verilmiştir. Bazı sözleşmelerde garanti ile ilgili bir hüküm bulunmamaktadır. Mahkemece bu yönden herhangi bir inceleme ve tartışma yapılmamıştır.
Bu durumda alacağın hangi sözleşme ile üstlenilen iş ve imalâttan kaynaklandığı, ilişkin olduğu sözleşmede taşeronun garantisi olup olmadığı ve varlığı ileri sürülüp saptanan ayıpların garanti süresi içinde ortaya çıkıp çıkmadığı araştırılıp, garanti yoksa veya ayıplar garanti süresinden sonra ortaya çıkmışsa dava şimdiki gibi sonuçlandırılmalıdır. İmalâtlar garanti kapsamında olup garanti süresi içinde ortaya çıkmış ise, hükme esas alınan bilirkişi kurulundan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 360 maddesi I. fıkrasına göre ayıpların kabule icbar edilemeyecek ve eserin reddini gerektirecek nitelikte olup olmadığı, aynı maddenin II. fıkrası gereğince bedel tenzilini gerektirip gerektirmediği veya büyük bir masraf olmaksızın onarımının mümkün olup olmadığı ve tenzili gereken miktar ile onarım bedeli konusunda gerekçeli ve denetime elverişli ek rapor alınıp değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Mahkemece bu hususlar üzerinde durulmadan yanlış değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın yazılı miktarda kısmen kabulü doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 1.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay’daki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 06.10.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.