YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4042
KARAR NO : 2019/318
KARAR TARİHİ : 23.01.2019
Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı bozmaya uyularak verilen hükmün temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan, bakiye iş bedeli alacağının tahsili için başlatılan takibe yönelik itirazın iptâli davası olup, mahkeme bozma ilamına uyularak verilmiş olan kısmen kabul kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma ilâmı gereğince inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava; taraflar arasında yapılmış bulunan 09.07.2013 tarihli yazılı sözleşmede davacı yüklenici, iş sahibi olan davalının maliki bulunduğu dairenin boya, banyo dolabı, mutfak tezgahı arası seramikleri, pimapen balkon, kapatma, duvar örme, elektrik prizleri değişimi pergole vs. işlerini KDV hariç 29.000,00 TL bedelle 30 iş gününde yapıp teslim etmeyi üstlendiğini, iş bedelinden 12.000,00 TL’nin peşin ve sonradan 8.000,00 TL olmak üzere toplam 20.000 TL ödediğini, faturaya istinaden bakiye, 14.200,00 TL asıl alacak, 56,88 TL işlemiş faiz olmak üzere 14.276,88 TL için başlatılan takibe karşı yapılan itirazın iptaline ve icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiş, davalı ise işin süresinde, eksiksiz ve ayıpsız teslim edilmediğini beyan ederek davanın reddine ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizin 2016/3239 Esas 2017/725 Karar sayılı ilamı ile bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uymuş ise de bozma ilamı doğrultusunda hüküm kurulmamıştır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin yada tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması
zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtelim ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince de, sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 Esas, 2006/521 sayılı kararı). Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (Hukuk Genel Kurulu’nun 21.01.2004 gün, 2004/10-44 Esas, 2004/19 Karar). Bu sayılanların dışında ayrıca görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez.
Yukarıda yapılan açıklamalar sonrasında somut olaya geldiğimizde, Dairemizce KDV hariç 29.000,00 TL sözleşmede iş bedelinden, taraflarca kabul edilen 20.000,00 TL ödeme ve 1.840,00 TL eksik iş bedeli düşüldükten sonra kalan bedel üzerinden itirazın iptâli ve icra inkâr isteminin reddi gerektiği gözetilerek karar verilmesi gerekçesiyle bozulmuş olup, iş bedeline KDV nin de eklenmesi gerektiği dikkate alınmadan karar verilmiştir. Bu durumda, sözleşme bedeli KDV dahil 34.220,00 TL den ihtilaf bulunmayan 20.000,00 TL ödeme ve 1.840,00 TL iş bedeli düşüldüğünde bakiye 12.380,00 TL üzerinden itirazın iptâli gerekir. Öte yandan İİK’nın 67/II. maddesi uyarınca alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için takibe itirazın haksız olması yanında alacağın likid (hesaplanabilir) olması zorunludur. Alacak miktarının likid olmadığı, bilirkişi raporuyla belirlendiği hallerde borçlunun takibe itirazında haksız olduğu kabul
edilemez. Yine İcra İflas Kanunu’nun 67/II. maddesi uyarınca davalı borçlu yararına kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için alacaklının icra takibinde haksız olması yanında, kötüniyetli olması da gerekir. Somut olayda davacı yüklenici, icra takibinde faturaya dayalı bakiye alacağının tahsili için icra takibi yaptığı anlaşılmakla, yargılama sonucu verilen kararda kötüniyetli olarak takip yaptığı kabul edilemez. Bu nedenle icra inkâr ve kötüniyet tazminatı taleplerinin reddedilmesi gerekmektedir. Hal böyle olunca davacı yüklenicinin hüküm altına alınabilecek bakiye alacağı 12.380,00 TL olduğu ve tazminat taleplerinin reddi gerekirken bu hususun göz ardı edilmesi hatalı olmuştur.
Mahkemece, yukarıda belirtilen maddi ve hukuksal olgular gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, hükmün açıklanan nedenlerle davacı yararına bozulmasına kararverilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının tüm, 2. bent uyarınca temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 368,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 23.01.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.