Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2018/4747 E. 2019/217 K. 17.01.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4747
KARAR NO : 2019/217
KARAR TARİHİ : 17.01.2019

Mahkemesi : Asliye Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı bozmaya uyularak verilen hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, davalı vekili tarafından duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat …ve Avukat …. ile davalı vekili Avukat … ve … geldi. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:

– K A R A R –

Dava, eser sözleşmesinin bir türü olan kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan tazminat talebine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen hükmün davalı vekilince temyiz olunması üzerine Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 27.03.2017 tarih, 2015/9103 Esas 2017/925 Karar sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozma üzerine yapılan yargılama sonucu bozmaya uyulmuş ve davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karar, taraf vekillerince yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamanın 04.05.2018 tarihli oturumunda davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile 2.731.008,48 TL alacağın dava tarihinde itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş ve karar gerekçesi yazılır iken toplam alacak miktarı 2.616.708,48 TL olarak belirlenmiş ve gerekçede de bu miktara hükmedildiği yazılı olduğu halde hüküm kısmında davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile 2.731.008,48 TL alacağın dava tarihinde itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Hükümden sonra 26.05.2018 tarihli tashih şerhi ile hükümdeki 2.731.008,48 TL ibaresinin 2.616.708,48 TL olarak tashihine karar verilmiş olup, tashih ile hükmedilen miktarın değiştirilmesi mümkün olmadığından bu tashih şerhinin esas alınması hukuken imkânsızdır. Bu nedenle gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşmuştur.
Adil yargılanma hakkı Anayasamızın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK’da da yer verilmiştir. HMK 297. maddeye göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında
Okundu.da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK 298/2. maddede ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur.
HGK’nın 24.02.2010 Tarihli 2010/1-86 Esas, ve 2010-108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; “yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.”
Gerekçeli karar ile hüküm fıkrasının çelişkili olması halinde yasaya uygun biçimde, gerekçeyi içeren bir hüküm olduğundan söz edilemez. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki yaratılması; yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırı olacaktır.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; Mahkemece, davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile 2.731.008,48 TL alacağın dava tarihinde itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş ve karar gerekçesi yazılır iken toplam alacak miktarı 2.616.708,48 TL olarak belirlenmiş ve gerekçede de bu miktara hükmedildiği yazılı olduğu halde hüküm kısmında davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile 2.731.008,48 TL alacağın dava tarihinde itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş olmakla gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılmıştır. Bu durumda HMK 297. maddeye uygun bir kararın varlığından söz edilemez. Mahkemece yapılacak iş önceki karar ile bağlı olmaksızın gerekçe ile hüküm arasındaki çelişki giderilerek karar vermek olmalıdır. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, 2.037,00’ar TL duruşma vekillik ücretinin taraflardan karşılıklı olarak alınarak Yargıtay’daki duruşmada vekille temsil olunan diğer tarafa verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz eden taraflara geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 17.01.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.