Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2019/693 E. 2019/2341 K. 16.05.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/693
KARAR NO : 2019/2341
KARAR TARİHİ : 16.05.2019

Mahkemesi:Ticaret Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hüküm asıl dosya davacısı …, temlik alan davacı …, davalı-birleşen dosya davacısı … ile müdahiller … ve … vekillerince temyiz edilmiş, temlik alan davacı … ile davalı-birleşen dosya davacısı … vekilleri tarafından duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacılar vekili Avukat …, davacı … vekili Avukat … ile davalı … vekili Avukat … geldi. Diğer davacılar ve müdahiller vekilleri gelmedi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Asıl ve birleşen davalar, arsa payı devri karşılığı inşaat sözleşmesi ve 23.09.2008 tarihli protokol gereğince menfi tespit, icra takibinin iptâli, tapu iptâli tescil, gecikme tazminatı ile eksik ve kusurlu işlerin giderilme bedeli talebine ilişkindir. Mahkemece, asıl davada menfi tespit isteminin kısmen kabulüne, tapu iptâli tescil isteminin kabulüne, birleşen 2009/456 Esas sayılı davanın reddine, birleşen 2012/212 Esas sayılı davanın kabulüne, birleşen 201/346 Esas sayılı davanın reddine karar verilmiş, karar asıl dava davacısı …, temlik alan … vekili, asli müdahale talep edenler … ve … vekili ile asıl ve birleşen 2009/456 Esas, birleşen 2012/212 Esas sayılı davalarda davalı birleşen 2011/346 Esas sayılı davada davacı olan … vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Asıl dava dosyasında davacı olan … 22.02.2018 tarihli dilekçesiyle katılma yoluyla temyiz isteminde bulunmuş ise de, asıl davada kurulan hükme yönelik temyiz istemi bulunmadığı, birleşen 2009/456 Esas sayılı dosyada verilen kararla ilgili olarak da davada taraf olmadığı gibi söz konusu davada aleyhine hüküm de tesis edilmediğinden temyizde hukuki yararı bulunmayan davacı …’nin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2-… ve … vekili B blok 20 nolu bağımsız bölümün müvekkilleri tarafından yüklenici şirketten satın alındığını belirterek satın alma nedeniyle 20 nolu bağımsız bölümün … ve …’ya verilmesi talebini içeren 11.06.2015 tarihli dilekçeyle davaya müdahale isteminde bulunmuştur. Talep söz konusu bağımsız bölümün yükleniciye değil … ve …’ya verilmesine ilişkindir. Bir yargılamanın (davanın) konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi veya kişiler, davacı ve davalı arasında görülmekte olan (derdest) davada hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek davanın taraflarına karşı (ikisini birden davalı göstererek) aynı mahkemede dava açarsa, buna asli müdahale denir. Asli müdahale, HMK’nın 65. maddesiyle düzenlenmiştir. Asli müdahale ayrı bir davadır ve asli müdahilin böyle bir dava açmakta hukuki yararı vardır. Asli müdahale davası ile ilk dava arasında bağlantı bulunduğundan bu iki dava birlikte yürütülür ve karara bağlanır.Somut olayda … ve … vekilinin talebi 20 nolu bağımsız bölümün yükleniciye değil müvekkillerine verilmesine ilişkin olduğundan 6100 sayılı HMK’nın 65. maddesi gereğince asli müdahale niteliğindeki bu talebin değerlendirilerek kabul ya da reddi konusunda bir hüküm konulması gerekirken karar gerekçesinde dahi tartışılmaksızın taleplerle ilgili bir karar verilmemesi doğru olmamıştır. …, yüklenici şirketin alacağının 300.000,00 TL’lik kısmını asıl dava tarihinden sonra 26.06.2014 tarihinde temlik aldığını ileri sürerek talepte bulunmuş, mahkemece “Temlik alan davacı … yönünden hukuki yarar yokluğuna ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddine” karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 125/2. maddesinde “Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder” şeklinde dava konusunun davadan sonra davacı tarafından devri halinde dava ehliyeti hususu düzenlenmiştir. Bu husus HMK’nın 114/1-D maddesi gereğince dava şartlarından olup, görevi gereği mahkemeler ve temyiz halinde Yargıtay’ca da kendiliğinden gözetilir….’in talebi HMK’nın 125/2. maddesine göre dava konusunun davacı tarafından temliki mahiyetinde olup devredilen kısımla ilgili davacı alacaklı yerine geçeceğinden …’in talebi bu yönden değerlendirilip sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirmeyle talebin reddi usul ve yasaya aykırı olmuştur.Arsa sahibi …’un temyiz itirazları bakımından yapılan incelemede;
Adil yargılanma hakkı Anayasamızın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasanın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK’da da yer verilmiştir. HMK’nın 297. maddesine göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK’nın 298/2. maddesinde ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur. Hukuk Genel Kurulu’nun 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere “Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlerle ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı ve haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.” Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde, mahkeme kararının gerekçe kısmında asıl dava yönünden (13. sayfa 2. paragrafta) “bozmadan sonra alınan 17.03.2014 tarihli bilirkişi heyet raporunun hükme esas alınarak rapora itibar edildiği” belirtildiği halde, daha sonraki sayfada (15. sayfa 3. paragrafta) “09.03.2012 tarihli (bozmadan önce alınan) ek raporun hüküm kurulmaya elverişli sayılıp karara esas alındığı” belirtilerek çelişki yaratıldığı gibi, asıl davada bozmadan önce verilen kararın aynısı (bozmadan önce verilen hüküm fıkrasının aynısı) verilmiştir. Arsa sahibi … tarafından açılan birleşen dava bakımından ise gerekçede 17.03.2014 tarihli bilirkişi heyet raporunda yüklenici tarafından arsa sahibine fazla ödeme yapıldığının belirlendiği belirtilerek bu birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Oysa yüklenici ve kefillerinin fazla ödemesi varsa bu durumun asıl davada değerlendirilmesi gerekir. Çelişkili gerekçeyle bu hususun birleşen davanın reddine dayanak yapılması da usul ve yasaya aykırı olmuştur.Kararın açıklanan nedenlerle bozulması uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davacı olan …’nin temyiz isteminin reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden arsa sahibi …, … ve müdahale talebinde bulunan … ve … yararına BOZULMASINA, 1.630,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalı arsa sahibi …’dan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan dava konusunun bir kısmını devralan …’e verilmesine, 1.630,00 TL duruşma vekâlet ücretinin asıl dava davacıları ve temlik alanlardan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davalı arsa sahibi …’a verilmesine, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilmeyen müdahale talebinde bulunan … ve … yararına vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına, 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 176,60 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden temlik alan davacı …’den, 176,60 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davalı-birleşen dosya davacısı …’dan, 176,60 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden müdahiller müdahiller … ve …’dan alınmasına, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz eden temlik alan davacı …, davalı-birleşen dosya davacısı … ile müdahiller … ve …’ya iadesine, ödediği temyiz peşin ve Yargıtay başvurma harçlarının istek halinde temyiz eden asıl dosya davacısı …’ye geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 16.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.