YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/1545
KARAR NO : 2007/2026
KARAR TARİHİ : 29.05.2007
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
Mal beyanında bulunmamak suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonucunda, takibe konu alacağın günün ekonomik koşulları ve paranın satın alma gücü karşısında bu miktar borcu karşılayacak para ve malın herkesin ev ve üzerinde bulunmasının doğal sayılması gerektiğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/4-d maddesine göre, sanık hakkında ceza tertibine yer olmadığına dair, … İcra Mahkemesinin 19.09.2006 tarihli ve 2006/593-832 sayılı kararına yönelik itirazın reddine dair, … Ağır Ceza Mahkemesinin 08.11.2006 tarihli ve 2006/740 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Tebliğname ile, sanık hakkında … 1.İcra Müdürlüğünün 2006/944 sayılı dosyası üzerinden icra takibinde bulunulduğu, ödeme emrinin borçluya tebliğ edilip, takibin kesinleştiği, ancak borçlunun borcunu ödemediği ve İcra İflas Kanunu’nun 74.maddesine göre mal beyanında bulunmadığı ve alacağı karşılayacak miktarda malın da haczedilmediğinin anlaşılması karşısında, 11.04.2006 olan suç tarihine göre mal beyanında bulunmayan borçlunun eyleminin 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 sayılı Kanun ile değişik İcra ve İflas Kanunu’nun 337.maddesine göre suç teşkil edip, anılan maddede öngörülen 10 gün disiplin hapsi ile cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, 5358 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki hükmün öngördüğü şekilde, takibe konu alacağın, günün ekonomik koşulları ve paranın satın alma gücü karşısında, bu miktar borcu karşılayacak para veya malın herkesin ev veya üzerinde bulunmasının doğal sayıldığı gerekçesiyle ceza tertibine yer olmadığına karar verilmesinde isabet görülmemekle kararın 5271 sayılı CMK’nun 309.maddesi uyarınca bozulması lüzumu, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 9.03.2007 gün ve 12659 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 03.04.2007 gün ve K.Y.B.2007/54999 sayılı tebliğnamesiyle istenilmiş olmakla,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Dosya kapsamına göre, mal beyanında bulunmamak eylemi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 337.maddesinin 1.fıkrasında, “müddeti içinde beyanda bulunmak üzere mazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı beyanda bulunmayan borçlular, alacaklının şikayeti üzerine, icra mahkemesi tarafından on günden bir aya kadar hafif hapis cezasıyla cezalandırılırlar. Borçlunun haczi kabil mallarını alacaklının bildiği veya bilmesi lazım geldiği takdirde yahut borcu karşılayacak miktarda malın haczedilmesi halinde borçluya ceza verilmez.” şeklindeki düzenleme ile yaptırım altına alınmış iken, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 sayılı Kanun’un 7.maddesiyle değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 337.maddesinin 1.fıkrası, “müddeti içinde beyanda bulunmak üzere mazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı beyanda bulunmayan borçlu, alacaklının
2007/1545-2026 Sh:2
şikayeti üzerine, on gün disiplin hapsi cezası ile cezalandırılır. Alacaklının alacağını karşılayacak miktarda malın haczedilmesi veya borcun ödenmesi halinde, bu ceza düşer.” ifadesi ile müeyyide altına alınmak suretiyle değiştirilmiştir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 2.maddesinin 1.fıkrasının (L) bendinde disiplin hapsinin tanımı; “Kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartlı salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilmeyen hapsi ifade eder.” şeklinde yapılmıştır.
Konu öğretide ele alınmış ve disiplin hapsinin niteliği şu şekilde açıklanmıştır. “Kişinin yükümlülüğe aykırı davranmamak konusunda mecburiyeti bulunmamaktadır. Ancak, kişi bazı durumlarda bir yükümlülüğe uygun davranmaya belli ölçüde icbar edilebilmektedir. Başka bir deyişle kişi, bazı durumda yükümlülüklerinin gereğini yerine getirmesini sağlamak için belli ölçüde icbar edilebilmekte ve bu amaçla bir süreye kadar hürriyetinden yoksun bırakılabilmektedir. Bu hürriyetten yoksun bırakma olgusu, bir disiplin hapsi niteliği taşımaktadır. Ancak, yükümlülüğün yerine getirilmesi halinde, bu yaptırımın uygulanmasına derhal son verilmektedir. Bu bakımdan söz konusu disiplin hapsine ilişkin olarak kanunda sadece azami bir süre belirlenmektedir. Kişi kendisine terettüp eden yükümlülüğün gereğini yerine getirmeye zorlanmak amacıyla ancak belli bir süreye kadar hürriyetinden yoksun bırakılabilecektir. Bu sürenin dolması halinde; kişi, yükümlülüğünün gereğini yerine getirmemiş olsa bile hürriyetinden yoksun bırakılmasına ilişkin yaptırım uygulanmasına son verilerek serbest bırakılacaktır. Bu nedenle söz konusu disiplin hapsine, kanunda tazyik hapsi denilmiştir. (Doç.Dr…. Özgenç, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3.Bas. Sh.623)
Disiplin hapsi tanımı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen yaptırımlardan farktlı niteliktedir. Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, gerek disiplin hapsi gerekse hapsen tazyik yaptırımı tayin edilen kararlar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223.maddesinde belirtilen “hüküm” niteliğinde değildirler. Her iki müeyyide ile yükümlülüğün yerine getirilmesi sağlanmak istenmiştir.
Öte yandan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Duruşmanın sona ermesi ve hüküm” başlıklı 223.maddesinin 4.fıkrasının (d) bendinde “işlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı dolayısıyla faile ceza verilmemesi hallerinde ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.” hükmünü içermekte olup, bu konu “Adalet Komisyonu Raporu’nda; “Dördüncü fıkrada, işlenen fiil esasen hakszılık teşkil etmesine ve bu fiil dolayısıyla beraat değil, ceza verilmesine yer olmadığı kararının verilebileceği haller belirlenmiştir. Bu düzenlemelerde, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun hükümleri gözönünde bulundurulmuş ve her iki kanunun birbiriyle uyumunun sağlanması amacı güdülmüştür.” şeklinde açıklanmıştır. Nitekim “Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kısım İkinci Bölüm’ün “Kanun’un hükmü ve amirin emri” başlığı ile madde 24, “Meşru savunma ve zorunluluk hali” başlığı ile madde 25, “Hakkın kullanılması ve zorunluluk hali” başlığı ile madde 26, “sınırının asılması” başlığı ile madde 27, “Cebir ve şiddet korkutma ve tehdit” balığı ile madde 28, “Haksız tahrik” başlığı ile madde 29, “Hata” başlığı ile madde 30, “Yaş küçüklüğü” başlığı ile madde 31, “Akıl hastalığı” başlığı ile madde 32, “Sağır ve dilsiz” başlığı ile madde 33, “Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma” başlığı ile madde 34’de düzenlenmiştir. Diğer taraftan 5237 sayılı TCK’nun İkinci Kısım’ın “Malvarlığına karşı suçlar” başlıklı Onuncu Bölüm’ün “Malın değerinin az olması” başlıklı 145.maddesi, “Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle,
2007/1545-2026 Sh:3
verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” hükmünü içermektedir. Adalet Komisyonu Raporu’nda; bu düzenlemelerde yeni Türk Ceza Kanunu’nun hükümlerinin göz önünde bulundurulduğu ve her iki kanunun (5237 sayılı TCK ve 5271 sayılı CMK) birbiriyle uyumunun sağlanması amacı güdüldüğü ifade edildiğine göre, 5271 sayılı CMK’nun 223.maddesinin 4.fıkrasının (d) bendindeki “işlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı” hükmünün, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda yer alan disiplin ve tazyik hapsine ilişkin eylemlerde uygulama olanağı bulunmamaktadır.
Açıklamalar karşısında, borçlu sanık hakkında … 1.İcra Müdürlüğünün 2006/944 esas sayılı dosyası ile yapılan takipte, ödeme emrinin 03.04.2006 tarihinde tebliğine rağmen İcra ve İflas Kanunu’nun 74. maddesine göre mal beyanında bulunmadığı gibi, alacağı karşılayacak miktarda malın da haczedilmediği, böylece atılı mal beyanında bulunmama eyleminin oluştuğu gözetilmeksizin, takibe konu alacağın, günün ekonomik koşulları ve paranın satın alma gücü karşısında, haksızlık içeriğinin az olduğu gerekçesiyle verilen ceza tertibine yer olmadığı kararına karşı yapılan itirazın reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Bu nedenle Yargıtay C.Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle ve kanuna aykırılığın giderilmesinin de başkaca çözümünün bulunmadığı anlaşılmakla uygulamada birliğin sağlanması amacıyla … Ağır Ceza Mahkemesinin 8.11.2006 tarih ve 2006/740 değişik iş sayılı kararının BOZULMASINA, bozma hükmünün 5271 sayılı CMK’nun 309/4-c maddesi gereğince sanık aleyhine sonuç doğurmayacağına dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.05.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi