YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/224
KARAR NO : 2007/795
KARAR TARİHİ : 20.03.2007
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen gün ve saatte temyiz edenlerden … vs. vekili Avukat … … ile Hazine vekili Avukat … geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlandı. Tarafların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay bozma ilamında özetle; “Alınan yerel bilirkişi ve tanık beyanına itibar edilmediğine göre taraflardan tanık listesi istenmesi, bildirdikleri takdirde bu tanıklarla beraber tesbit bilirkişilerinin de tanık olarak dinlenilmesi, taşınmazların temyize konu bölümü üzerinde davalı taraf yararına zilyetlikle mülk edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin kesin olarak belirlenmesi, taşınmazın niteliği hususunda uzman ziraatçı bilirkişi kurulundan rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi” gereğine ve kabule göre de “nizalı taşınmazların kıyı kenar çizgisi içinde kalan ve krokide (K) ve (L) harfleri ile gösterilen bölümlerinin kumsal olması nedeniyle tesbit dışı bırakılması gerekirken bu bölümlerin de Hazine adına tesciline karar verilmesinin” isabetsizliğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda çekişmeli 363 parselin davalılar … ve … adına, 362 parselin teknik bilirkişi raporunda gösterilen 140 metrekare miktarındaki bölümünün Hazine, 383 metrekare miktarındaki bölümünün …, 349 parselin 130 metrekare miktarındaki bölümünün Hazine, 394 metrekare miktarındaki bölümünün …, 348 parselin 110 metrekare miktarındaki bölümünün Hazine, 396 metrekare miktarındaki bölümünün ise davalı … adına tesciline, 07.12.1998 tarihli raporda (K) ve (L) harfleriyle gösterilen 95 ve 6 metrekare miktarındaki alanların kumsal olması sebebiyle tesbit dışı bırakılmasına karar verilmiş; hüküm davacı Hazine vekili ile davalılar …, … ve … vekili Avukat … tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş ise de yapılan inceleme ve araştırma hüküm için yeterli olmadığı gibi bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmemesi de doğru değildir. Bozma ilamlarına uyulmakla, bozma ilamının kapsamı ve gerekleri yönünden taraflar için kazanılmış hak oluşur. Dava konusu taşınmazların tesbit dayanağı tapu kayıtlarının gayrisabit sınırlarla nizalı taşınmazları kapsadığı, tapu kaydının güneyinde okunan deniz sınırı ile dava konusu taşınmazlar arasında bulunan “yar”ın doğal ve sabit sınır oluşturduğu, kıyı-kenar çizgisinin “yar”ın güneyinden geçtiği, “yar”ın kuzeyinde kalan taşınmaz bölümünün tarım arazisi vasfında olduğu, kısmen tapu kaydının miktarına göre kapsamında olan bu bölümün kayıt miktar fazlası kısmı üzerinde de davalılar yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle mülk edinme koşullarının oluştuğu bozma öncesi ve sonrası yapılan keşiflerde dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözleriyle ziraatçı bilirkişi raporlarından anlaşılmaktadır. İhtilaf, sözü edilen “yar”ın doğal sınırının nereden geçtiği ve sonradan dolgu yapılarak nizalı taşınmazların denize doğru genişletilip genişletilmediği noktalarında toplanmaktadır. İhtilafın çözümü için sözü edilen “yar”ın doğal sınırının tesbit edilmesi gerekirken mahkemece bozma ilamlarına yanlış anlam verilerek kıyı-kenar çizgisinin yeniden tesbitine çalışılmasında isabet bulunmadığı gibi, jeolog bilirkişinin nizalı taşınmazlar yerine dava dışı taşınmazlarda araştırma çukuru açmak suretiyle değerlendirme yapması ve bu çalışmanın ziraatçı bilirkişinin yokluğunda icra edilmesi de doğru bulunmamaktadır. Hükmüne uyulan son bozma ilamında taşınmazların niteliği hususunda ziraatçı bilirkişi kurulundan rapor alınması ve tanıklarca zeminde gösterilen yar sınırının fen bilirkişi raporuna işlenmesi gereğine işaret edildiği halde bu hususlara riayet edilmemiş olması da usule aykırıdır. Doğru sonuca ulaşılabilmesi için daha önce beyanlarına başvurulan yerel bilirkişi ve tanıkların katılımıyla mahallinde yeniden keşif yapılarak taşınmazın güneyindeki “yar”ın doğal sınırının neresi olduğu hususunda bilgilerine başvurulması, bu kişilerin gösterdikleri yerlerin fen bilirkişi tarafından düzenlenecek ayrıntılı krokide gösterilmesi, bir jeolog ve iki ziraatçı bilirkişi vasıtasıyla inceleme ve araştırma yapılarak doğal yar sınırının teknik bulgularla tesbitine çalışılması, hasıl olacak sonuca göre değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerekir. Eksik araştırma, inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar verilemez. Kabule göre de kadastro hakimi doğru ve infazı kabil sicil oluşturmak, ihtilafları tesbit günündeki hukuki duruma göre çözümlemek, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 40. maddesi uyarınca tesbit gününden sonra tapuda yapılan her türlü akit ve tescil işlemlerini dikkate almak zorundadır. Mahkemece, nizalı taşınmazların bir bölümünün kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı kabul edildiği halde, çekişmeli 363 sayılı parselin tamamının davalı taraf adına tescili anlamına gelecek şekilde hüküm kurulmuştur. 363 parselin tesbit dayanağı tapu kaydında bir kısım taşınmaz bölümünün encümen kararına istinaden kamu yararına terkin edilmiş olması, kadastro tesbiti sırasında belirlenen 363 parselin geriye kalan bölümü hakkında hüküm kurulmaması sonucunu doğurmaz. Ayrıca gerekçeli kararın 1. fıkrasının son paragrafında (K) ve (L) bölümleri ile ilgili ayrı bir hüküm kurulmak suretiyle aynı bölümler hakkında iki farklı karar verilmesi doğru olmadığı gibi, kısa kararda bu yönde bir hüküm bulunmaması karşısında kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılması da usul ve yasaya aykırıdır. Temyiz itirazlarının bu nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, vekalet ücreti takdirine yer olmadığına 20.03.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.