Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2007/5126 E. 2007/4793 K. 30.11.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/5126
KARAR NO : 2007/4793
KARAR TARİHİ : 30.11.2007

MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ

Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 122 ada 5 parsel sayılı 49.985,91 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması nedeniyle davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı, yasal süresi içinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; keşif konusunda verilen kesin süreye uyulmaması nedeniyle ispatlanamayan davanın reddine ve çekişmeli parselin tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Abdülcelil Demir vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 36. maddesinin mahkemece verilen süreye riayet etmeyen taraf aleyhine uygulanabilmesi için ara kararında hakim, katip, mübaşir, yerel bilirkişi adayı, tanık, teknik bilirkişiye verilecek ücretlerle vasıta parasının, yapılacak tebligatlarla ilgili masrafların kalemler halinde gösterilip, bu ücretlerin temini ve yatırılması için ilgiliye makul bir süre tanınmalı, ilgiliye tanınacak süre ile keşif günü arasında da bilirkişi adayları ve tanıklara davetiye tebliğ edilip, arazi başında hazır olmalarının bildirilebilmesi için yine uygun bir sürenin bulunmasına özen gösterilmesi gerekmektedir. Mahkemece hükme dayanak yapılan ara kararda yapılacak tebligatlarla ilgili masraflar kalemler halinde gösterilmediği gibi masrafın yatırılacağı süre keşif gününden en geç iki … önce olup bilirkişi adayı ve tanıklara çıkarılacak davetiyeler için ayrılan süre yeterli bulunmamaktadır. Bilirkişi adayı ve tanıklar adına çıkarılacak davetiyeler için verilen sürenin yeterli olmadığı açıkça belli olan bu ara kararına dayanılarak keşif delilinden vazgeçmiş sayılmasına karar verilemez. Süreler tayin edilirken Tebligat Tüzüğü’nün 12. maddesinin mutlaka gözönünde bulundurulması gerekir. Tüzüğün anılan maddesine göre “Tüzüğün 8. maddesinde sayılan vasıtalarla yapılanlar dışındaki her nev’i tebliğ evrakı ve davetiyelerin alakalılara ulaşması ve alakalıların tebliğin veya davetiyenin icaplarını yerine getirebilmesi için bu evrakı çıkaran merci tarafından tayin edilecek müddetin hesabında evrakın gönderileceği mahallin yakınlık veya uzaklığı, mevsimin yaz veya kış olması, nakil vasıtalarının durumu gibi hususlar nazara alınır. Bu suretle tayin edilecek müddet, tebliği çıkaran merciin bulunduğu köy veya belediye hududu dahilinde tebligat yapılacaksa 3 günden, köyde veya aynı vilayetin diğer bir kazasında tebligat yapılacaksa 15 günden, diğer bir vilayet içinde tebligat yapılacaksa 1 aydan az olamaz” hükmü yer almış bulunmaktadır. Tebligat Tüzüğü’nün anılan hükmü nazara alınarak mahkemenin hükme dayanak yaptığı ara kararının sürelerle ilgili bölümü irdelendiğinde davacıya ara kararının tebliği, davacı kendisine verilen keşif gününe kadar olan sürede masrafı temin edip yatırması ve bundan sonra mahkemece yerel bilirkişi adayı ve tanıklara çıkarılacak davetiye için kalan sürenin yeterli bulunmadığı çok açıktır. Yapılamayacağı önceden belli olacak keşif için taraflara külfet yüklenmesinde isabet bulunmamaktadır. Davacı tarafa keşif masrafını yatırması için makul süre verilip, masraf yatırıldığında arazi başında keşif icra edilip, tarafların tüm delilleri değerlendirilip sonucuna göre karar verilmelidir. Yanlış değerlendirme sonucu yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 30.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.