Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2008/10317 E. 2009/704 K. 13.02.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/10317
KARAR NO : 2009/704
KARAR TARİHİ : 13.02.2009

MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ

Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 105 ada 36, 84, 134 ve 119, 106 ada 11, 22, 107 ada 24 ve 120 ada 17 parsel sayılı, 760.59, 330.66, 923.13, 7040.73, 1340.04, 1186.35, 66.99 ve 505.55 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeni ile davalılar adına tespit edilmiştir. Davacı, yasal süresi içinde bağışlamaya, irsen intikale ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. … aynı nedenlerle taşınmazın eşit paylarla kendisi ve annesi davacı adına tescili istemi ile davaya katılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine, çekişmeli taşınmazların tespit gibi tescillerine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazların maliki … tarafından bağışlamadan rücu edildiği, rücu beyanı ile davacıların taşınmazlarda miras hakkının kalmadığı kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Borçlar Kanunu’nun 237/1. maddesinde menkul bağışının ne şekilde yapılacağı düzenlenmiş olup buna göre bağışlanan şeyin teslim edilmesiyle bağış sözleşmesi gerçekleşecektir. Tapusuz taşınmazlar da menkul hükmünde olduklarından bağış işlemi herhangi bir şekle tabi olmadığı gibi bağışlamadan rücu işlemi de herhangi bir şekle tabi değildir. Bağış işlemi zilyetliğin devri ile gerçekleşir. Bu husus mahkemenin de kabulündedir. Bağıştan dönme bağışlayanın tek taraflı bağışlanana varması gerekli beyanıyla geriye yürürlü olarak hukuki ilişkiye son veren yenilik doğurucu bir haktır. Borçlar Kanunu’nun 244. maddesinde ise bağıştan rücu sebepleri düzenlenmiştir. Buna göre bağışlanan bağışlayana veya yakınlarına karşı bir cürüm işlerse veya yasa gereği yapmakla zorunlu olduğu ödevlerini önemli surette aksatırsa ya da bağışlamayı sınırlayan ödevleri haklı bir sebep olmaksızın yerine getirmezse bağışlayan bağıştan dönme sebebini öğrendiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde beyanda bulunmak veya dava açmak sureti ile bağıştan dönebilir. Somut olayda ise mahkemece iddia ve savunma hususunda araştırma yapılmaksızın, yalnızca davalının beyanına dayanılarak karar verilmesi isabetsizdir. Doğru sonuca varılabilmesi için, taraflara delillerini bildirmek üzere süre verilmeli, mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişi ve aynı yöntemle belirlenecek taraf tanıkları huzuruyla yeniden keşif yapılmalıdır. Keşif sırasında dinlenecek yansız bilirkişi ve taraf tanıklarından bağışlama var ise bağış tarihi, çekişmeli taşınmazların zilyetliğinin davacı ve muris eşi …’e devredilip devredilmediği, zilyetlik devredilmiş ise hangi tarihte devredildiği, bağış sözleşmesinin gerçekleştiğinin ispatı halinde ise davalı …’in ne zaman bağışlamadan rücu ettiği ve zilyetliği geri aldığı, taşınmazların ne zamandan beri kimin kullanımında olduğu, bağış tarihi ile bağıştan rücu tarihi arasında 20 yıllık sürenin
geçip geçmediği, olayda bağıştan dönme koşullarının bulunup bulunmadığı etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, yargılama sırasında toplanan delillerin tutanakların edinme sebebi sütununda yazılı beyanlara aykırı düşmesi halinde tespit bilirkişileri tanık sıfatıyla dinlenilerek aykırılığın giderilmesine çalışılmalı, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 13.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.