Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2008/2468 E. 2009/3835 K. 02.06.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/2468
KARAR NO : 2009/3835
KARAR TARİHİ : 02.06.2009

MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ

Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen 26.02.2008 gün ve saatte temyiz eden … vs. vekili Avukat … geldi. Aleyhine temyiz istenilen taraftan gelen olmadı. Gelenin yüzüne karşı duruşmaya başlandı. Sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında temyiz istemine konu 31 ada 14, 15 ve 16 parsel sayılı 461, 477 ve 666 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek malik haneleri açık bırakılmak suretiyle tesbit edilmiştir. Davacılar tarafından davalılar aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan elatmanın önlenmesi davası, davaya konu olan parseller hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Kadastro Mahkemesinde çekişmeli parsel tutanakları ile dava dosyası birleştirilerek yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne ve çekişmeli parsellerin … adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazların 2510 sayılı İskan Kanunu uyarınca dağıtılabilecek arazilerden olmadığı ve davalıların 1986 yılından beri zilyet bulundukları gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmak için yetersiz, olduğu gibi değerlendirme de usul ve yasaya aykırıdır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2510 sayılı İskan Kanunu, Hazine adına tapulu ya da sahipsiz taşınmazların iskan sahiplerine dağıtımı ve adlarına tapu kaydı oluşturulması ile ilgili düzenlemeler içermektedir. Yasa koyucu bu düzenlemeleri yaparken, sahipsiz zannedilerek dağıtıma tabi tutulan bir kısım taşınmazların aslında sahipli olabileceğini de öngörerek “müstehik”lerin haklarını ne şekilde talep edebileceklerine dair özel hükümler kabul etmiş ve hakkın tapu kaydına ya da iktisabı sağlar zilyetliğe dayanması arasında bir fark gözetmemiştir. Hal böyle olunca 2510 sayılı Yasa’da yer alan özel hükümler dururken genel hükümler çerçevesinde değerlendirme yapılarak çekişmeli taşınmazların 2510 sayılı Yasa uyarınca dağıtılabilecek yerlerden olup olmadığı tartışmasına girilmesi doğru değildir. 2510 sayılı İskan Kanunu’nun 23. maddesine 3667 sayılı Kanunla eklenen 3. fıkra uyarınca, iskan sahiplerine temlik edilen taşınmazlar üzerinde hak iddia eden kişilerin dava açma imkanları bir yıllık süre ile sınırlanmış, bir yıllık süre içinde davanın açılmaması halinde artık ayni hakkın bedele dönüşeceği kabul edilmiştir. Yasada öngörülen bu süre hak düşürücü süre olup mahkemelerce re’sen dikkate alınması gerekir. Sözü edilen bir yıllık hak düşürücü sürenin başlangıç tarihi hususunda uygulamada farklı görüşler ortaya çıkmış ve içtihat farklılıkları Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 14.05.1984 tarih 1983/10 esas, 1984/4 karar sayılı ilamı ile ortadan kaldırılmıştır. Buna göre, 2510 sayılı İskan Kanunu’na 3667 sayılı Kanunla eklenen 3. fıkrasında yer alan bir yıllık hak düşürücü sürenin başlangıç tarihi, iskan mevzuatı çerçevesinde temlik edilen taşınmaza fiilen el koyma tarihidir. Somut olayda, çekişmeli taşınmazların iskan sahiplerine temlik tarihi 19.01.1948 tarihi olup davanın bu tarihten itibaren bir yıllık süre içinde açılmadığında bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak çekişmeli taşınmazlar kendilerine temlik edilen iskan sahiplerinin bu taşınmazlara hangi tarihte fiilen elkoydukları, dolayısı ile hak düşürücü sürenin geçip geçmediğinin anlaşılması hususunda mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Yapılan keşiflerde dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklardan bu husus açık bir şekilde sorulmamış, davacının dava dilekçesinde sözünü ettiği kaymakamlık men kararı getirilmemiştir. Doğru sonuca ulaşabilmek için öncelikle davacının dava dilekçesinde sözünü ettiği kaymakamlık men kararı araştırılarak dosya içine getirtilmeli, taraflara çekişmeli taşınmazlara iskan sahipleri ya da halefleri tarafından elkoyma tarihini kanıtlamaları için yeniden delil gösterme imkanı tanınmalı, bundan sonra mahallinde yeniden keşif yapılarak davalılar ya da maliki evvellerinin çekişmeli taşınmazlara fiilen elkoyma tarihleri hususunda yerel bilirkişi ve taraflarca gösterilecek tanıklardan olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalıdır. Yapılan bu araştırma sonucu davanın, tesbit edilen fiili elkoyma tarihinden itibaren Yasa’nın öngördüğü bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığının anlaşılması halinde hak düşürücü süre nedeniyle dava reddedilmeli, davanın fiili elkoyma tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığının anlaşılması halinde toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre işin esası hakkında bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar verilemez. Temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, Yargıtay duruşması için belirlenen 550.000 YTL vekalet ücretinin aleyhine temyiz olunan taraftan alınarak duruşmada kendisini vekille temsil ettiren temyiz eden tarafa verilmesine, 02.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.