Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2008/4913 E. 2008/4944 K. 07.07.2008 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/4913
KARAR NO : 2008/4944
KARAR TARİHİ : 07.07.2008

MAHKEMESİ :AĞIR CEZA MAHKEMESİ

Taahhüdü ihlâl suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonucunda, takip borçlusuna borç miktarı tüm ferileriyle birlikte haciz tutanağında tam olarak bildirilmediğinden, unsurları oluşmayan suç nedeniyle beraatine dair, ….İcra Mahkemesinin 14/11/2007 tarihli ve 2006/2430 esas, 2007/3537 sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile İcra Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yargılamanın kaldığı yerden sürdürülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine ilişkin, … Ağır Ceza Mahkemesinin 25/01/2008 tarihli ve 2008/47 müteferrik sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Tebliğname ile;
1- Sanığın taahhüdünü içeren tutanakta ödenmesi gerekli toplam borç miktarının, tüm fer’ileri ile birlikte hesaplanıp açıkça gösterilmesi gerektiği, bu hususlara uyulmadan yapılan taahhüt hukuken geçersiz olup, atılı suç oluşamayacağından, itirazın reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde,
2- Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin benzer bir olay sebebi ile vermiş olduğu I9/02/2008 tarihli ve 2008/893-864 sayılı kararında da belirtildiği üzere, icra ceza mahkemesinden verilen itiraza tâbi kararlara 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 353/1. maddesi uyarınca itiraz mercii olarak bakan ağır ceza mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmesi durumunda itirazın konusu hakkında da bir hüküm kurmak zorunda olduğu, ancak dosyada toplanması gereken delil, araştırma yada borçlu sanığın savunmasının alınması veya meşruhatlı duruşma davetiyesi gönderilmesi gibi hususların yerine getirilmesi zorunluluğunun bulunduğu hâllerde ise. İtirazın kabulü ile birlikte bu noksanlıkların tamamlanmasını özel ihtisas mahkemesi olan icra mahkemesinden talep edilmesinde usulsüzlük bulunmadığı, somut olayımızda sanığa meşruhatlı davetiyenin usulüne uygun tebliğ edilmiş ve savunmasının alınmış olması, toplanacak başkaca delilin de bulunmaması sebebiyle, İstanbul 11. İcra Mahkemesince verilmiş bulunan karara karşı yapılan itirazın kabul edilmiş olması karşısında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
271/2. maddesi hükmü gereğince, itirazın konusu hakkında da bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulmasında, isabet görülmemekle anılan
hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 30/04. 2008 gün ve 2008/24628 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen,Y.C.Başsavcılığının 21.05.2008 gün ve 2008/107634 sayılı tebliğnamesiyle talep edilmiş olmakla,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
“Borçlunun ödeme şartını ihlali halinde ceza” başlıklı 5358 sayılı Yasa ile değişik İİK’nun 340. maddesi birinci cümlesi “111. madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını ihlal eden borçlunun, alacaklının şikayeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir.” hükmünü içermektedir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere, ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı cezalandırabilmek için öncelikle ihlalde bulunanın borçlu olması gerekmektedir. Oysa ki somut olaya bakıldığından borçlu Fatih Eke hakkında yapılan takip nedeniyle borçlunun adresinde 3.7.2007 tarihinde gerçekleştirilen haciz işlemi sırasında üçüncü şahıs durumunda bulunan sanık …’un borca icra kefili olduğu ve borcu taksitler halinde ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği,belirttiği tarihte ödeme yapmamaları nedeniyle de şikayetçi vekilinin sanık hakkında ödeme şartını ihlal fiilinden dolayı şikayette bulunduğu anlaşılmaktadır.
Görüleceği üzere borcu ödeme taahhüdünde bulunan sanık hakkında icra takibi başlatılmadığı gibi ödeme emri de tebliğ edilmemiştir. Bu nedenle henüz borçlu sıfatını taşımamaktadırlar. Borçlu olmayan kişilerin ödeme şartını ihlal suçundan cezalandırılmaları mümkün değildir.
Ayrıca;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.11.2006 tarih ve 2006/220-231 sayılı kararında da açıklandığı üzere “1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (L) bendinde disiplin hapsinin tanımı; “kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartlı salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilemeyen hapsi ifade eder.” olarak yapılmıştır. “Disiplin hapsi ve hapsen tazyik yaptırımı 5237 sayılı TCK.nunda düzenlenen yaptırımlardan farklı niteliktedir. Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İİK.nun 353/1.maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür. Anılan hükümler gözetildiğinde, gerek disiplin hapsi gerekse hapsen tazyik yaptırımı tayin edilen kararlar, CMK.nun 223. maddesinde belirtilen “hüküm” niteliğinde değildirler ve bunlar hakkında hükümler için öngörülen yargılama kuralları uygulanamaz.” şeklinde yapılan değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere, İcra ve İflas Kanununda müeyyidesi disiplin hapsi ve tazyik hapsi olarak saptanan eylemlerin kabahat olduğu belirtilmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu anlamında itirazın, kural olarak itiraz olunan kararı veren mahkemeye yapılacağı ve ilk inceleme kararı veren mahkemece gerçekleştirilip, kararın düzeltilebileceği, yerinde görmezse en çok üç gün içinde itirazı inceleyecek mercie göndermesi gerektiği (CMK.md.268/1-2), buna karşılık İcra ve İflas Kanununda İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği kararlara itirazın 5358 sayılı Yasa ile değişik İİK.nun 353/1. maddesi uyarınca yedi gün içerisinde yargı çevresinde bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesine yapılması gerekmekte olup, bu anlamda Ceza Muhakemesi Kanundaki sistemden ayrıldığı, Ceza Muhakemesi Kanunundaki itiraz kanun yolu bir suç muhakemesi sonucunda verilen yargı kararları için olduğu, nitekim anılan kanunun “İtiraz usulü ve inceleme mercileri” başlıklı 268. maddesinde kararına itiraz edilecek ve itirazı inceleyecek
mahkemeler Sulh Ceza, Asliye Ceza, Ağır Ceza ve Bölge Adliye Mahkemesi olarak belirlendiği, buna karşılık İcra ve İflas Kanununda, İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği disiplin hapsi ve tazyik hapsine ilişkin kararlar, dar ve teknik anlamda “suç” karşılığı verilen kararlar olmadığı, 5271 sayılı CMK.nun 268. maddesinde kararına itiraz edilecek mahkemeler arasında icra mahkemesinin gösterilmediği cihetle, İcra ve İflas Kanunu’nun 353/1. maddesi uyarınca icra mahkemesince verilen itiraza tabi kararlara itirazın yedi gün içerisinde doğrudan Ağır Ceza Mahkemesine yapılması gerektiği, anılan maddede ilk incelemenin icra mahkemesince yerine getirileceğine dair bir düzenlemenin de bulunmadığı gözetildiğinde, itiraz hakkında Ağır Ceza Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekte ise de, bu durum yargılaması tamamlanmış, herhangi bir delil ya da sair araştırma ihtiyacı bulunmayan haller içindir.
Konunun bir kez de Kabahatler Kanunu yönünden irdelenmesinde ise, anılan Kanunun “itiraz yolu” başlıklı 29. maddesinde, “(1) Mahkemenin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer aldığı ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. (2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir. (3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak “itirazın kabulüne” veya
“itirazın reddine” karar verir…..” hükmü getirilmiştir. Görüldüğü üzere Kabahatler Kanununda da itirazı inceleyecek ağır ceza mahkemesinin “itirazın kabulüne” veya “itirazın reddine,” karar verir şeklinde düzenleme getirilmiştir. Ancak itirazın kabulüne karar vermesi halinde itirazın konusu hakkında da bir karar vermesi gerektiği hususunda bir düzenleme yok ise de, itirazı kabul eden ağır ceza mahkemesinin bu yönde hüküm oluşturması gerektiği de kuşkusuzdur.Dosya içerisinde araştırılması gereken bir husus ve toplanması gereken bir delil de bulunmadığına göre,itirazın kabulü ile icra mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar veren Ağır Ceza Mahkemesinin,itirazın esası hakkında da bir karar vermesi gerekirken,bu konuda karar verilmek üzere dosyanın İcra Mahkemesine gönderilmesine karar vermesi isabetsizdir.
Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname kısmen farklı gerekçelerle yerinde görülmekle, ….Ağır Ceza Mahkemesinin 25.01.2008 2008/47 müteferrik sayılı kararının BOZULMASINA,
Bozma üzerine 5271 sayılı CMK’nun 309/4-d maddesi gereğince yeniden uygulama yapılması gerektiğinden;
Borçlu …’un ödeme şartını ihlal eyleminden dolayı tazyik hapsi ile cezalandırılmasına yer olmadığına, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.07.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.