Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2009/2636 E. 2009/3861 K. 02.06.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/2636
KARAR NO : 2009/3861
KARAR TARİHİ : 02.06.2009

MAHKEMESİ :AĞIR CEZA MAHKEMESİ

Taahhüdü ihlal eyleminden borçlu … hakkında yapılan yargılama sonucunda, taahhüdün usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle borçlunun beraatine dair İstanbul 4. İcra Mahkemesinin 24/01/2006 tarihli ve 2005/2677 esas, 2006/62 sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile taahhüt geçerli olduğundan duruşma açılarak karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine ilişkin İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 06/11/2006 tarihli ve 2006/738 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Tebliğname ile;
Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin yerleşmiş içtihatlarında da belirtildiği üzere, itiraz mercii Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmesi durumunda, itirazın konusu hakkında da bir karar vermesi zorunlu olduğu cihetle, itiraz mercii İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 06/11/2006 tarihli kararı üzerine yeniden yargılama yapılmak suretiyle verilen İstanbul 4. İcra Ceza Mahkemesinin 16/10/2007 tarihli ve 2006/3901 esas, 2007/2756 sayılı beraat kararı ile bu karara karşı yapılan itirazın kabulüne dair, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/02/2008 tarihli ve 2008/112 değişik iş sayılı kararının ve bu karar üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda zamanaşımı nedeniyle davanın ortadan kaldırılmasına dair İstanbul 4. İcra Ceza Mahkemesinin 10/06/2008 tarihli ve 2008/2675-6184 sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan itirazın kabulü ile sanığın 3 ay disiplin hapsi ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/07/2008 tarihli ve 2008/986 değişik iş sayılı kararlarının hukuken yok hükmünde olduğu düşünülerek yapılan incelemede,
Borçlu sanık hakkında yürütülen İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün 2005/6501 (yeni 2007/4919) esas sayılı takip dosyasında, sanığın ödeme taahhüdünü içeren 15/06/2005 tarihli haciz tutanağında ödenecek toplam borç miktarının bütün fer’ileri ile birlikte hesaplanıp açıkça gösterilmemiş olması nedeniyle sanığın taahhüdünün hukuken geçersiz bulunduğu ve İstanbul 4. İcra Ceza Mahkemesince verilen 24/01/2006 tarihli beraat kararının doğru olduğu gözetilmeden, itirazın reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemekle anılan kararın 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 24/02/2009 gün ve 10353 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 17.03.2009 tarih ve K.Y.B.2009/53941 sayılı tebliğnamesiyle talep edilmiş olmakla; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.11.2006 tarih ve 2006/220-231 sayılı kararında da açıklandığı üzere 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1.fıkrasının (L) bendinde disiplin hapsinin tanımı; “kısmi bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartlı salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adli sicil kayıtlarına geçirilemeyen hapsi ifade eder.” olarak yapılmıştır… “Disiplin hapsi ve hapsen tazyik yaptırımı 5237 sayılı TCK.nunda düzenlenen yaptırımlardan farklı niteliktedir. Bu nedenle de, duruşma açılarak yapılan bir yargılama sonunda verilmelerine karşılık, 2004 sayılı İİK.nun 353/1. maddesinde yasa yolu olarak itiraz yasa yolu öngörülmüştür. Anılan hükümler gözetildiğinde, gerek disiplin hapsi gerekse hapsen tazyik yaptırımı tayin edilen kararlar, CMK. nun 223. maddesinde belirtilen “hüküm” niteliğinde değildirler ve bunlar hakkında hükümler için öngörülen yargılama kuralları uygulanamaz.” şeklinde yapılan değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere, İcra ve İflas Kanunu’nda müeyyidesi disiplin hapsi ve tazyik hapsi olarak saptanan eylemlerin kabahat olduğu belirtilmiştir.
İcra ve İflas Kanununda İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği kararlara itirazın 5358 sayılı Yasa ile değişik İİK.nun 353/1. maddesi uyarınca yedi gün içerisinde yargı çevresinde bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesine yapılması gerekmekte olup, bu anlamda Ceza Muhakemesi Kanunundaki sistemden ayrıldığı, Ceza Muhakemesi Kanunundaki itiraz kanun yolu bir suç muhakemesi sonucunda verilen yargı kararları için olduğu, nitekim anılan kanunun “İtiraz usulü ve inceleme merciileri” başlıklı 268. Maddesinde kararına itiraz edilecek ve itirazı inceleyecek mahkemeler Sulh Ceza, Asliye Ceza, Ağır Ceza ve Bölge Adliye Mahkemesi olarak belirlendiği, buna karşılık İcra ve İflas Kanunu’nda, İcra Mahkemesinin itiraza tabi verdiği disiplin hapsi ve tazyik hapsine ilişkin kararlar, dar ve teknik anlamda “suç” karşılığı verilen kararlar olmadığı, İcra ve İflas Kanunu’nun 353/1. maddesi uyarınca icra mahkemesince verilen itiraza tabi kararlara itirazın yedi gün içerisinde doğrudan Ağır Ceza Mahkemesine yapılması ve itiraz hakkında Ağır Ceza Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekte ise de, bu durum yargılaması tamamlanmış, herhangi bir delil ya da sair araştırma ihtiyacı bulunmayan haller içindir. Oysa ki somut olayda icra mahkemesince sanığa duruşma davetiyesi tebliğ edilmeden, nüfus kaydı getirtilmeden borçlunun beraatine karar verilmiştir.
Konunun bir kez de Kabahatler Kanunu yönünden irdelenmesinde ise, anılan kanunun “itiraz yolu” başlıklı 29. maddesinde, “(1) Mahkemenin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer aldığı Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. (2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir. (3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak “itirazın kabulüne” veya “itirazın reddine” karar verir…” hükmü getirilmiştir. Görüldüğü üzere Kabahatler Kanunu’nda da itirazı inceleyecek Ağır Ceza Mahkemesinin “itirazın kabulüne” veya “itirazın reddine,” karar verir şeklinde düzenleme getirilmiştir. Ancak itirazın kabulüne karar vermesi halinde itirazın konusu hakkında da bir karar vermesi gerektiği hususunda bir düzenleme yok ise de, itirazı kabul eden Ağır Ceza Mahkemesinin bu yönde hüküm oluşturması gerektiği de kuşkusuzdur. Diğer taraftan aynı maddenin 2. fıkrasındaki “itirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir.” amir hükmü gözetildiğinde, itiraz merciinin delil toplama ve sanığın savunmasını alması gibi yargılamayı gerektiren hususları yerine getirmesi de beklenmemelidir.
Öte yandan, bir ihtisas mahkemesi olan icra mahkemesince yerine getirilmesi gereken
delil toplama ya da sair araştırmanın yapılmasını itiraz mercii olan Ağır Ceza Mahkemesinden beklemek, zaten yoğun iş yükü altında bulunan mahkemenin kendi asıl işlevinden uzaklaştırılmasına, yargı hizmetlerinin aksamasına ve giderek adalet duygusunun zedelenmesine yol açabilecektir.
Açıklamalar çerçevesinde icra mahkemesinden verilen itiraza tabi kararlara İİK.nun 353/1. maddesi uyarınca itiraz mercii olarak bakan Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmesi durumunda itirazın konusu hakkında da bir hüküm kurmak zorundadır. Ancak dosyada toplanması gereken delil, araştırma ya da borçlu sanığın savunmasının alınması veya meşruhatlı duruşma davetiyesi gönderilmesi gibi hususların yerine getirilmesi zorunluluğunun bulunduğu hallerde ise, itirazın kabulü ile birlikte bu noksanlıkların tamamlanmasını özel ihtisas mahkemesi olan İcra Mahkemesinden talep etmesinde bir usulsüzlük bulunmayıp somut olayda da İcra Mahkemesince borçluya duruşma davetiyesi tebliğ edilmeden ve nüfus kaydı getirtilmeden borçlunun beraatine karar verildiği dikkate alındığında Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulü ile yukarıda açıklanan nedenlerle dosyanın İcra Mahkemesine gönderilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ayrıca;
Dosya kapsamına göre, borçlu hakkında İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün 2007/4979 esas sayılı dosyasında yapılan takip sırasında 15.06.2005 tarihinde icra memuru huzurunda alacaklı vekilinin kabulüyle düzenlenen haciz tutanağında toplam borç miktarının haciz tutanağının ilgili kısmında gösterildiği, haciz işlemi sonunda borçlunun ” … borcun tamamını 27.06.2005 tarihinde ödeyeceğim … ” şeklinde taahhütde bulunduğu anlaşılmaktadır. Alacaklı vekilinin taahhüt sırasında haciz tutanağının ilgili bölümündeki borç miktarına bir müdahalede bulunmadığı dikkate alındığında, taahhüt miktarının belirlendiğinin kabulü gerekir. Hal böyle olunca borçlunun taahhüdünün geçersiz olduğundan söz edilemeyecektir.
Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname yerinde görülmediğinden REDDİNE, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 02.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.