YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/452
KARAR NO : 2009/746
KARAR TARİHİ : 16.02.2009
MAHKEMESİ :AĞIR CEZA MAHKEMESİ
Mal beyanında bulunmamak eyleminden borçlu … hakkında yapılan yargılama sonucunda, takibe konu borcu maaşının 1/4’ü ile ödeyecek borçlunun mal beyanında bulunmaması halinde 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 74. maddesinin birlikte yorumlanması ile sanık lehine hukuka uygunluk sebeplerinin oluştuğu anlaşıldığından anılan Kanun’un 337. maddesi gereğince sanık hakkında ceza tertibine yer olmadığına dair, İstanbul 11. İcra Mahkemesinin 08/03/2006 tarihli ve 2005/3430 esas, 2006/926 sayılı kararına yönelik itirazın kabulü ile İcra Ceza Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yargılamanın kaldığı yerden sürdürülmesi için dosyanın İstanbul 11. İcra Ceza Mahkemesine gönderilmesine ilişkin İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/05/2006 tarihli ve 2006/292 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Tebliğname ile; Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 24/04/2008 tarihli ve 2008/2836-2894 sayılı ilâmında belirtildiği üzere; İcra Ceza Mahkemesinden verilen itiraza tâbi kararlara 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 353/1. maddesi uyarınca itiraz mercii olarak bakan Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmesi durumunda itirazın konusu hakkında da bir hüküm kurulması zorunlu olup, ancak dosyada toplanması gereken delil, yapılması gereken araştırma ya da borçlu sanığın savunmasının alınması veya meşruhatlı duruşma davetiyesi gönderilmesi gibi hususların yerine getirilmesinin gerektiği hâllerde ise, itirazın kabulü ile birlikte bu noksanlıkların tamamlanmasının özel ihtisas mahkemesi olan icra mahkemesinden talep edilmesinde usulsüzlük bulunmadığına göre itirazın kabulü ile İcra Mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar veren Ağır Ceza Mahkemesinin, itirazın esası hakkında da bir karar vermesi gerektiği, somut olayımızda sanığa meşruhatlı davetiyenin usulüne uygun tebliğ edilmiş olması nedeniyle, İstanbul 11. İcra Ceza Mahkemesince verilmiş bulunan karara karşı yapılan itirazın kabul edilmiş olmasına göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 271/2. maddesi hükmü doğrultusunda itirazın konusu hakkında da bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemekle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 17.12.2008 gün 2008/61910 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 05.01.2009 gün K.Y.B.2008/275661 sayılı tebliğnamesiyle talep edilmiş olmakla;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40/2.maddesinde “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. ”hükmünün düzenlendiği, maddenin gerekçesinde açıklandığı gibi, bireylerin yargı ya da yönetsel kurumlar önünde etkin bir biçimde haklarını arayabilmelerine olanak tanıması ve kolaylık sağlanmasının amaçlandığı, son derece karmaşık ve dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesi ile hak arama, hak ve özgürlüklerin korunmasının amaçlandığı, bu düzenlemeye paralel olarak 5271 sayılı CMK’nun 231/2.maddesinde “Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir” hükmüne yer verildiği, bu bağlamda yargı kararlarına karşı başvurulacak kanun yolu ile süresinin açıkça ve doğru olarak gösterilmemiş olması bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasını doğrudan etkileyebileceğinden belirtilen eksiklik giderilmeden kanunlarda öngörülen başvuru süresinin işlemeye başlamayacağının kabulünün gerekliliği karşısında,
İtiraza tabi kararların hüküm fıkrasında kanun yolu, mercii ve süresi hiç gösterilmemiş veya hatalı gösterilmiş ise itiraz süresinin işlemeye başlamayacağı, ilgililere kanun yolunu, süresini ve merciini gösterecek şekilde yeniden tebliğ işleminin yapılması ve itiraz etme hakkının bundan sonra başlayacağının gözetilmesi gerektiği, somut olayda icra mahkemesince kısa kararın müştekinin yüzüne karşı verildiği ve kararda kanun yolu, mercii ve süresinin bildirilmemiş olduğunun anlaşılması karşısında, ortada kesinleşmiş bir karar bulunduğundan söz edilemez. Kanun yararına bozma kanun yolu istisnai bir kanun yolu olup, ancak temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararlar hakkında bu yola başvurma olanağı vardır. Hal böyle olunca kanun yararına bozma isteminin reddi gerekmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname yerinde görülmemekle bozma talebinin REDDİNE, 16.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi