YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/667
KARAR NO : 2009/5360
KARAR TARİHİ : 15.09.2009
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 176 ada 20 ve 23 parsel sayılı 11.961,01 ve 9.082,16 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, 4753 sayılı Yasa uyarınca tarla vasfıyla Hazine adına tapuda kayıtlı iseler de kadimden beri Akçakale Köyü halkı tarafından mera olarak kullanıldıklarından söz edilerek kamu orta malı mera vasfıyla sınırlandırılmışlardır. Davacı …, yasal süresi içinde irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulü ile çekişmeli taşınmazların davacı … adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Anayasanın 141. maddesinde ifadesini bulan bu ilke, mahkemelerce verilen kararların gerekçelerinin açıklanmasını gerektirmektedir. Nitekim 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddesi de kararın “gerekçe” içermesini zorunlu kılmaktadır. Anılan madde uyarınca gerekçe, “iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep”leri ifade etmektedir. Başka bir deyişle gerekçe; hüküm fıkrasında yazılı sonuçlara nasıl varıldığının tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıklanmasıdır. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası birbirine sıkı sıkıya bağlı olup uyumlu bulunması zorunludur. Hüküm fıkrasında varılan sonucun nedenlerini açıklamayan ifadelerin gerekçe olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi gerekçenin farklı bir sonuca ilişkin bulunması da yargılamanın açıklığı prensibiyle doğrudan çelişmektedir. Diğer taraftan 10.04.1992 tarih 1991/7 esas 1992/4 karar sayılı Yargıtay İçtihadı Bileştirme Kararı da kısa karar ile gerekçeli kararın uyumlu olmasını öngörmektedir. Somut olayda mahkemece, son duruşmada açıklanan kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, davacının davasının kabul edildiği belirtilerek çekişmeli taşınmazların davacı adına tesciline karar verilmiş ise de hükmün gerekçesinde davanın reddine karar vermek gerektiği açıklanmış ve buna yönelik sebepler sıralanmak suretiyle hüküm fıkrası ile gerekçe arasında çelişki yaratılmıştır. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki yaratılması yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı prensibine aykırı olduğu gibi 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddesine ve 10.04.1992 tarih 1991/7
./..
2009/667-5360 Sh:2
esas, 1992/4 karar sayılı Yargıtay İçtihadı Bileştirme Kararı’na da aykırı bulunmaktadır. Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan kararın BOZULMASINA, 15.09.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.